MUHATAP FARKI

Dua, yalnız ve yalnız Allah’a yöneltilir. Kul, doğrudan Rabbinden yardım diler.

Olumlamada ise açık bir muhatap yoktur; kişi ya kendi kendine konuşur ya da belirsiz bir “evren”e seslenir.

 

İÇERİK VE DİL FARKI

Dua, “Bizlere yardım eyle” gibi niyaz tarzında yapılır. Kul ihtiyacını arz eder, eksiğini dile getirir

Olumlama dilinde ise istekler bir emir cümlesi veya gerçekleşmiş varsayımıyla ifade edilir: “… oldu, … sahibim, … yapıyorum” gibi.

 

RUH HALİ FARKI (TEVAZU VS ÖZGÜVEN)

Dua esnasında müminin ruh hali tezellül (Allah karşısında gönülden boyun eğme) halidir.

Olumlama yaparken ise kişi kendinden emin, hatta meydan okurcasına bir özgüven halindedir.

 

HEDEF VE KAPSAM FARKI

Dua hem dünya hem ahiret saadeti için yapılabilir, içinde günahların affı dileğinden cennet arzusuna kadar geniş bir skalada istekler bulunur.

Olumlamalarda ise genellikle dünyevi ve bireysel arzular öne çıkar. Para, kariyer, aşk, sağlık vs.

 

YÖNTEM FARKI

Duanın kabulü Allah’ın takdirine bağlıdır; kul duasını yapar, ardından tevekkül eder.

Olumlamada ise garantiye oynama yaklaşımı vardır. “Yeterince güçlü inanır ve yinelersen kesin olacaktır” der.

 

SONUÇ VE GERI BILDIRIM FARKI

Dua eden bir Müslüman, duasının üç şekilde karşılık bulacağını bilir: Ya istediği verilir, ya karşılığında bir şer defedilir, ya da ahirete sevap biriktirilir.

Olumlamada ise eğer sonuç alamazsa tamamen boşa kürek çekmiş hisseder.

 

İBADET OLMA DURUMU

Dua, İslam’da ibadet sayılır; samimi bir dua kul ile Allah arasında güçlü bir bağ tesis eder.

Olumlama ise bir nevi kişisel gelişim egzersizidir; manevi bir ibadet değeri taşımaz.

 

OLUMLAMA ZORLAR, DUA TESLİM OLUR

Olumlama, “Ben istiyorum olacak” der;

Dua ise “Allah’tan istiyorum, O dilerse olur” der.

 

AÇIKLAMA: Son yıllarda kişisel gelişim adı altında yaygınlaşan uygulamalardan biri de “olumlama”dır. Olumlama, kişinin kendine sürekli tekrar ettiği pozitif cümlelerle (örneğin: “Ben güçlüyüm, ben yeterliyim, ben iyileşiyorum”) hayatını değiştireceğine inanmasıdır. Bu cümleler zihne veya evrene “enerji gönderme” amacıyla kullanılır.

Olumlamalar, genellikle “bilinçaltını programlamak”, “frekans yükseltmek” veya “evrenden sipariş vermek” gibi niyetlerle yapılır. Oysa bu yöntemlerin dayandığı inanç sistemi, çoğu zaman tevhid inancıyla çelişen, manevî açıdan sakıncalı olan kavramlara dayanır.

Neresi Tehlikeli?

Şirk: Olumlama yapan kişi, “kendi zihninin” ya da “evrenin” hayatı şekillendireceğine inanır. Oysa Kur’an’da şöyle buyrulur:

“De ki: Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka kimse bilmez.” (Neml, 65)

Bid'at: Dua yerine 21 gün boyunca aynı cümleleri belli sayılarla tekrar etmek, aynaya bakarak telkin vermek gibi uygulamalar dinde yeri olmayan birer bid’attir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

“Her sonradan çıkarılan şey bid’attir ve her bid’at sapıklıktır.” (Müslim, Cum’a, 43)

Hurafe: Enerji, frekans, çakra, evrenden sinyal alma gibi bilimsel temeli olmayan kavramlarla yapılan telkinler hurafedir. Peygamberimiz, uğursuzluktan dolayı bir işten vazgeçenin bile tevhidden sapmış olacağını bildirmiştir:

“Her kim uğursuzluktan dolayı bir işi terk ederse, şirk koşmuştur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 220)

Manevî Sonuçları

  • Allah’a güveni zedeler
  • Duayı terk ettirir
  • “Ben yeterim” düşüncesiyle kulluğu unutturur
  • Kaderin tek yazıcısı gibi kendini görmeye yol açar

Hayatı değiştirmek istiyorsak “Ben güçlüyüm” değil, “Allah’ım! Gücümü senden istiyorum” demeliyiz.

Çünkü şifa, rızık, huzur, güç ve başarı yalnızca Allah’ın takdiriyle gelir. “O, kuluna yeterli değil mi?” (Zümer, 36)

Herhangi bir şey arayın...