Özet
Hermes ve İdris Efsanesi: Tarih boyunca bazı ezoterik kaynaklar, antik Mısır tanrısı Hermes (Thoth) ile Kur’an’da adı geçen Hz. İdris peygamberi aynı kişi olarak görmüştür. Bu görüşe göre İdris, Hermes adıyla gizli bilgiler öğretmiş ve sonraki kuşaklara aktarmıştır. Ancak bu tür iddialar İslamî kaynaklarda açık bir dayanağa sahip değildir ve hurafeye dayanmaktadır.
Ezoterik Öğretilerin Tehlikesi: Hermesçi felsefe (Hermetizm), “gizli bilgiler” ve inisiyasyon (sırra erme) kavramlarına büyük önem verir. Bu öğreti, bilgiyi yalnız ehil kişilere gizlice aktarmayı savunur. İslam’da ise dinî bilgi ve hikmet, peygamberler tarafından tüm insanlığa açık ve net bir şekilde iletilmiştir; gizli, seçkinlere özel öğretiler yoktur. Bu nedenle Hermetizm’in sır odaklı yaklaşımı İslam’ın şeffaf tebliğ prensibine terstir (Kur’an, 7:188; 16:44).
Şirk ve Tevekkül Sorunu: Hermes felsefesinde insanın veya “evrenin” merkezî rolü vurgulanır. Örneğin, bazı okült kaynaklar “Büyü, insan ruhunun evrenle konuşma biçimidir... Bu, evrene dönüp ‘Ben de varım. Ben de yaratırım.’ deme cesaretidir.” diyerek insanı yaratıcı güce ortak eder. Bu ifade, İslam’a göre apaçık şirktir, zira yaratma kudreti yalnızca Allah’a aittir (Kur’an, 13:16: “...De ki: Allah her şeyin yaratıcısıdır...”). Müslüman, ihtiyacını yalnız Allah’a dua ederek dile getirmelidir; “evrene seslenmek” gibi uygulamalar tevekkül ve dua kavramlarına aykırıdır (Kur’an, 40:60).
Bid’at ve Hurafeler: Hermesçi ve ezoterik pratikler, İslam’da yeri olmayan ritüeller barındırır. Örneğin, astroloji, büyü ritüelleri, enerjiyle şifa verme, evrene niyet göndermek gibi uygulamalar ne Kur’an’da ne sahih hadislerde vardır, bilakis bunlar din tarafından yasaklanmış veya batıl sayılmıştır. Nitekim Hz. Peygamber, “Her kim yıldız ilmine (astrolojiye) dair bir şey öğrenirse sihirden bir bölüm elde etmiş olur” diyerek astrolojiyi sihir kapsamında değerlendirmiştir (Ebû Dâvûd, Tıb 21). Büyü yapmak da hadislerde şirk ile birlikte en büyük günahlardan sayılmıştır (Buhârî, Vesâyâ 23). Dolayısıyla, Hermes felsefesinde yer alan bu tür uygulamalar İslam’a göre haram, hurafe ve bid’at kapsamındadır.
Batıl İnançların Bilimsel Geçersizliği: Hermesçi öğretilerdeki astroloji, reenkarasyon ve benzeri iddialar bilimsel olarak da temelsizdir. Astroloji gezegen ve yıldızların insan kaderini etkilediğini öne sürer ancak modern astronomi ve psikoloji bunu doğrulamamıştır; aksine, astroloji bilim dışı kabul edilir. Reenkarnasyon (öldükten sonra ruhun dünyaya başka bedenle dönmesi) düşüncesi ise ne deneysel ne de gözlemsel olarak kanıtlanmıştır; bu inanç hem İslam’a hem bilime ters düşer (Kur’an, 23:99-100 ölümden sonra tekrar dünyaya dönüş olmayacağını belirtir).
Sonuç Olarak: “Hermes Felsefesi ve İdris Peygamber” konusundaki iddiaların çoğu, şirk, hurafe ve batıl inanç kategorisine girmektedir. İslam inancına göre peygamberler büyü yapmaz, fal veya astrolojiyle uğraşmaz, gaybı kendiliklerinden bilmez. Hz. İdris hakkında Kur’an’da sadece birkaç ayet vardır ve onu doğruluk sahibi bir peygamber olarak anar (Kur’an, 19:56-57); bunun ötesindeki sansasyonel hikâyeler güvenilir değildir. Müslümanlar için doğru tutum, İslam’ın tevhid ilkelerine sarılmak ve bu tür ezoterik söylencelere karşı uyanık olmaktır.
Giriş
İdris Peygamber ile antik çağın efsanevi figürü Hermes’i birbirine karıştıran yaklaşımlar, günümüzde popüler kültürde ve bazı ezoterik çevrelerde tekrar gündeme gelmektedir. Özellikle “kişisel gelişim” adı altında sunulan veya “gizli ilimler (havas)” kisvesiyle aktarılan bazı öğretilerde, Kur’an ve sünnete uymayan iddia ve uygulamalar göze çarpar. Bu makalede Hermes felsefesi ile ilgili metin ve alıntılardaki ifadeler, İslam inancı açısından mercek altına alınmaktadır. Amaç, bu ifadelerin şirk (Allah’a ortak koşma), bid’at (dinde aslı olmayan uygulama), hurafe (akıl ve nakle uymayan boş inanç) veya bâtıl inanç kategorilerine girip girmediğini tespit etmek ve ayet, hadis gibi sahih deliller ışığında neden İslam’a aykırı olduğunu açıklamaktır. Ayrıca, konuya dair bilimsel gerçekler de kısaca değerlendirilecektir.
Öncelikle Hz. İdris’in İslam’daki konumuna kısaca değinmek faydalı olacaktır. Kur’an-ı Kerim’de Hz. İdris’ten bahseden iki ayet mevcuttur: “Kitap’ta İdris’i de an. Çünkü o çok dürüst bir peygamberdi. Onu yüksek bir makama yücelttik.” (Meryem 19:56-57). Bu ayetler İdris (a.s)’ın doğruluk timsali bir peygamber olduğunu belirtmekle beraber, hayatı veya anlatımları hakkında detay vermez. Hadis literatüründe de İdris peygamberle ilgili sahih bilgiler son derece sınırlıdır. Buna karşın, bazı İslam tarihi ve tefsir kaynaklarında Hz. İdris’le ilgili rivayetler yer alır: Örneğin Hz. İdris’in terzilik yaptığı, ilk defa kalemle yazı yazdığı, bazı aletleri icat ettiği gibi bilgilere rastlanır. Bu rivayetlerin çoğu İsrailiyyat (Yahudi kaynaklı anlatılar) veya sonraki kültürel eklemelerdir ve dinî bir bağlayıcılığı yoktur. İslam’ın kesin inanç esasları, Kur’an ve sahih sünnetle sabit olandır; dolayısıyla İdris (a.s) hakkında da bu çerçevede güvenilir bilgi oldukça azdır.
Diğer yandan, Hermes ismi Antik Yunan mitolojisinde tanrı Hermes’e işaret ederken, okült ve ezoterik literatürde Hermes Trismegistus (üç kere büyük Hermes) diye anılan efsanevi bir bilgeyi ifade eder. Milattan önceki çağlarda yaşamış olduğu varsayılan bu figür, özellikle Hermetika adı verilen metinlerde ve kadim Mısır kaynaklarında bilgeliğiyle ün salmıştır. “Hermesçi” gelenek, Hermes Trismegistus’u büyü, astroloji, simya gibi gizemli ilimlerin üstadı olarak kabul eder. İslam kültür tarihinde de bazı yazarlar Hermes’i Hz. İdris’le özdeşleştirme yoluna gitmiştir. Örneğin, geç Ortaçağ’da yaşamış bazı müellifler “üç Hermes” teorisini ortaya atarak, Nuh Tufanı öncesi dönemde yaşamış ilk Hermes’in İdris olduğu, ondan sonraki Hermes’in Bâbil veya Mısır’da yaşadığı, üçüncü Hermes’in ise filozof ve hekim olduğu şeklinde anlatılar üretmişlerdir. Bu anlatılarda ilk Hermes (İdris), tufan öncesi dönemin bilgeliğini korumak için tüm gizli ilmini sütunlara kazıyarak gelecek nesillere aktarmıştır. Görüldüğü gibi, İdris Peygamber’in gerçek kimliği etrafında zamanla efsaneler örülmüş ve farklı inanç sistemleri onu kendi öğretilerine mal etmeye çalışmıştır.
Aşağıda, Hermes felsefesiyle ilgili metinlerde rastlanan ve İslam akidesine aykırı olan bazı ifade ve iddialar ele alınmıştır. Her bir örnek, ilgili kaynaktaki alıntıyla birlikte sunulacak, ardından hangi kategoriye (şirk, bid’at, hurafe, batıl inanç) girdiği ve neden İslam’a ters düştüğü açıklanacaktır. Ayrıca mümkün mertebe her birine karşılık ayet-i kerime, hadis-i şerif veya muteber İslam alimlerinin görüşlerinden deliller verilecektir.
Problemli İfadeler ve İslamî Değerlendirmeleri
1. İfade: “Büyü, insan ruhunun evrenle konuşma biçimidir. Bu bir dua değildir, bir yakarış hiç değildir. Bu, evrene dönüp ‘Ben de varım. Ben de yaratırım.’ deme cesaretidir.”
Açıklama: Bu ifadede büyü yapmanın bir dua olmaması özellikle vurgulanmakta ve insanın evrene seslenerek “Ben de yaratırım” deme iddiası bulunmaktadır. İslam’a göre bu son derece sakıncalı bir iddiadır. Dua, kulluğun özü olup yalnız Allah’a yöneltilir; kulun ihtiyacını yaratılmış başka bir güce “evrene” hitaben dile getirmesi düşünülemez (Kur’an, 29:17: “...Artık rızkı Allah’ın yanında arayın, yalnız O’na kulluk edin.”). Ayrıca “Ben de yaratırım” demek, yaratıcı kudrette Allah’a ortak koşmak anlamına gelir ki bu açık bir şirktir. Kur’an’da yalnızca Allah’ın yaratıcı olduğu, O’ndan başka yaratıcı bulunmadığı defalarca bildirilmiştir: “…Allah, her şeyin Yaratıcısı’dır. O, tektir, kahredicidir.” (Rad 13:16). İnsan dahil hiçbir mahluk kendi başına bir şeyi vücuda getirme gücüne sahip değildir; tüm yaratma fiilleri Allah’ın irade ve kudretine bağlıdır (Kur’an, 37:96: “Oysa sizi de yaptığınız şeyleri de Allah yaratmıştır.”). Bu nedenle, büyü ile kendi iradesini evrene dikte edip sonuç alacağını sanmak, Allah’ın takdirini göz ardı etmek anlamına gelir. İslam’a göre ise bir yaprağın düşmesinden bir insanın başına gelecek olaya kadar her şey Allah’ın izniyle meydana gelir (Kur’an, 64:11: “Allah’ın izni olmaksızın hiçbir musibet gelip çatmaz.”). Sonuç olarak, verilen ifade hem yanlış bir tevekkül anlayışını yansıtmakta hem de kulluğun sınırlarını aşarak insanı adeta ilahlaştırmaktadır. Bu yönüyle şirk kategorisine girer ve kesinlikle reddedilir. Nitekim Hz. Peygamber bir hadis-i şerifinde “Allah’a ortak koşmak” ile birlikte büyü yapmayı da en büyük günahlar arasında saymış ve ümmetini bundan sakındırmıştır (Hadis: “Yedi helak edici günahtan sakının: Birincisi Allah’a şirk koşmak, ikincisi sihir yapmak...” – Buhârî ve Müslim rivayet etmiştir). Büyü, sihir, okült uygulamalar İslam’da haram olup bunlarla meşgul olmak insanı dinden çıkaracak kadar tehlikeli görülmüştür (Bakara 2:102, sihir öğreten şeytanların insanları küfre düşürdüğünü anlatır). Neticede, büyü yapmayı “evrenle konuşmak” şeklinde yüceltmek, dua ve ibadet kavramlarını çarpıtan, İslam inancıyla taban tabana zıt bir yaklaşımdır.
2. İfade: “Hermes. [Üç Hermes’den] ilki, astrolojinin kurucusu olan Enoch/İdris’tir; o, occult (gizli) bilimsel bilgisini bir tapınağa kazıyarak tufan öncesi dünyanın bilgeliğini gelecek nesiller için muhafaza etti.
Açıklama: Bu alıntı, ezoterik bir tarihlendirmeye dayanarak Hz. İdris’i (Enoch) “astrolojinin kurucusu” ve “gizli ilmini yazıtlarla geleceğe aktaran” biri olarak tanımlamaktadır. Kur’an ve sahih hadislerde böyle bir bilgi yoktur. Aksine, İslam’a göre hiçbir peygamber insanları astroloji veya benzeri gaybî yöntemlere yönlendirmemiştir. Astroloji, yıldız ve gezegen konumlarından hareketle geleceği okuma veya karakter tahlili yapma iddiasıdır ki İslam’da haram kılınmıştır. Hz. Muhammed (s.a.v.), “Her kim yıldızlardan (astrolojiden) bir ilim öğrenirse sihirden bir şube edinmiştir. Öğrendikçe günahı artar.” buyurarak bu işi açıkça yasaklamıştır. Bu demek oluyor ki astroloji, İslam nazarında bir “ilim” değil, bir çeşit büyücülüktür. Dolayısıyla Hz. İdris gibi bir peygambere “astrolojinin mucidi” demek, onu haşa sihir ve kehanetle uğraşan biri gibi göstermektir ki bu büyük bir bühtandır. Kur’an’da peygamberlerin görevinin insanları tek Allah’a iman ve ibadete çağırmak, onları hurafelerden kurtarmak olduğu belirtilir. Örneğin İbrahim (a.s)’ın kavminin yıldızlara taptığını, onun ise bu batıl inancı reddederek sadece Allah’a yöneldiğini Kur’an anlatır (En’âm 6:76-79). Hal böyleyken, bir nebiyi astrolojinin piri ilan etmek İslamî açıdan kabul edilemez. Bu ifade ayrıca “gizli bilimsel bilgisini tapınağa kazımak” gibi Indiana Jones tarzı bir efsane barındırıyor. İslam’da “gizli bilgi” kavramı yoktur; dinî bilgilerde esrar perdesi bulunmaz. Bütün ilimler Allah’ın insanlara açıkladığı kadarıyladır; peygamberler de öğrendiklerini tebliğ ederek emaneti yerine getirirler (Kur’an, 5:67). İdris (a.s)’ın bir tapınağa sırlar kazıması iddiası, tarihi gerçeklikten ziyade okült mitolojinin ürünüdür. Bu yönüyle hurafe sayılır. Ayrıca bilimsel açıdan da astrolojinin bir “bilgelik” taşıdığı veya insanlık için faydalı bilgiler içerdiği doğru değildir – modern bilim, astrolojik kehanetlerin doğruluk payı olmadığını ortaya koymuştur. Özetle, İdris peygambere atfedilen bu rol hem dinî bakımdan asılsız hem de insanları yanlış inançlara sevk edebilecek tehlikeli bir uydurmadır.
3. İfade: “...Konuya ilgi duyan bazı yazarlar Enok’u Memfisli Tehuti, Thoth, Grek Hermes ve hatta Latin Merkür ile ilişkilendirmişlerdir. Kişi olarak bunların her biri birbirinden ayrıdır. Ancak esas anlamda, hepsi aynı kutsal yazarlar, inisiyatörler ve okült ve kadim bilgeliğin kayıt edenleri kategorisine dahildir. Onlar Kur’an’da (bakınız Şuara XIX) İdris veya ‘Bilge’ (İnisiye) olarak geçen, Mısır’da sanat, bilim, yazı, müzik ve astronomiyi ilk keşfedip insanlara sunan ‘Thoth’ olarak bilinmektedir.”
Açıklama: Bu metin parçası, Hermes (Thoth) ile Hz. İdris’i özdeşleştirmekte ve Kur’an’da İdris peygamberin “Bilge (İnisiye)” olarak geçtiğini iddia etmektedir. Öncelikle Kur’an’da böyle bir ifade yoktur: İdris (a.s) için “inisiyeye ermiş bilge” gibi bir unvan kullanılmaz, sadece “çok dürüst bir peygamber” denilir (Meryem 19:56 – “Sıddîk (çok sadık) bir nebî idi” ifadesi geçer). Dolayısıyla yazarın Kur’an’a atfen yaptığı “bilge/inisiye” yakıştırması asılsızdır ve dini söylemi çarpıtmaktadır. Burada “inisiyatör” kelimesi, ezoterik gelenekte sırra eren ve başkalarını da o sırra dahil eden rehber anlamında kullanılıyor. İslam’da ise peygamberler insanları gizli bir ezoterik bilgiye değil, aşikâr tevhid inancına davet ederler. Hz. İdris’i bir okült bilge gibi sunmak, onu peygamberlik misyonundan çıkarıp mitsel bir figüre dönüştürme çabasıdır. İfade ayrıca Hermes/Thoth’un “sanat, bilim, yazı, müzik ve astronomiyi ilk keşfedip insanlara sunan” kişi olduğunu söylüyor ve bunu İdris’e mal ediyor. Bu tür ayrıntılar İslami kaynaklarda bulunmaz; bunlar muhtemelen eski Yunan ve Mısır kaynaklı efsanelerin İslam kültürüne yansımasıdır. İslam’a göre ilk insan ve ilk peygamber Hz. Adem’e bazı temel bilgiler Allah tarafından öğretilmiştir (Bakara 2:31’de Allah Adem’e “isimleri öğretti” buyrulur). Sonraki nesiller de akıl ve tecrübe ile sanat ve ilimleri geliştirmişlerdir. Ancak “ilk terzinin İdris olduğu” gibi rivayetler halk arasında söylense de sahih dini bir kaynak değeri taşımaz. Hele ki “astronomiyi, müziği ilk bulan İdris’tir” demek, Kur’an ve Sünnet’te yeri olmayan, muğlak kaynaklı bilgilerdir. Özetle bu alıntı, İdris Peygamber’i Hermes mitolojisine eklemlemekte, onu bir tür ezoterik okulun şeyhi gibi göstermektedir. Bu, dinî kavramların ezoterik kalıplara uydurulması anlamına gelir ki itikadi açıdan son derece sakıncalıdır. Zira masum bir peygamber figürü, böylece okült inançların parçası haline getiriliyor. Bu yaklaşım, İslam’ın saf inançlarını bulandırır, halkın zihninde peygamber imajını karıştırır. Hurafe kategorisine girer, çünkü ne vahye dayanır ne de aklen makuldür; ancak gizemli göründüğü için cazibe uyandırabilir. Müslümanlar, din adına ortaya atılan böyle ezoterik iddialara karşı dikkatli olmalıdır. Allah Teâlâ, Kur’an’da “hakk ile batılı karıştırmayın” (Bakara 2:42) buyurarak, hak dinin hurafe ve bâtıl karışımlarından arındırılmasını emretmiştir. İdris (a.s)’ı Hermes’le bir tutan söylem de tam olarak böyle bir karışıklık yaratmaktadır.
4. İfade: “Sais’de bir tapınak inşa eden Hermes için, Mısır’ın ünlü ‘Ölüler Kitabı’nda, ‘ilahi kelamın efendisi ve ilahi sırların sahibi’ denilmektedir.”
Açıklama: Bu cümlede Hermes (yani Thoth) için kullanılan ünvanlar dikkat çekicidir: “İlahi kelamın efendisi” ve “ilahi sırların sahibi”. Bu sıfatlar İslam inancı bakımından kabul edilemez derecede sorunlu ifadelerdir. “İlahi kelamın efendisi” demek, ilahi sözü (vahyi veya kutsal bilgiyi) kontrol eden, ona sahip olan varlık demektir. Hâlbuki ilahi kelamın tek sahibi Allah’tır; O’nun sözleri olan Kur’an ve diğer vahiyler, hiçbir kulun tasarrufunda değildir. Bir beşere veya meleğe “ilahi sözün efendisi” demek, onu konum itibariyle ilah derecesine yükseltmek olur ki bu da şirktir. “İlahi sırların sahibi” ifadesi de benzer şekilde yanlış bir inanışı yansıtır. İslam’a göre gaybın (ilahi sırların) bilgisi Allah’a mahsustur: “De ki: Göklerde ve yerde Allah’tan başka kimse gaybı bilmez.” (Neml 27:65). Hiçbir peygamber dahi Allah bildirmedikçe gaybı bilemez (Cin 72:26-27). Kaldı ki Hermes tarihi bir şahsiyet olmaktan ziyade mitolojik bir figürdür; ona bu tür ilahî sıfatlar yakıştırmak apaçık bir bâtıl inanç örneğidir. Bu unvanların geçtiği “Ölüler Kitabı”, Antik Mısır’ın pagan inançlarını yansıtan bir metindir; oradaki yakıştırmalar çok tanrılı inanç zihniyetinin ürünüdür. Bu anlayışa göre Thoth (Hermes), sözde büyü ve ezoterik bilgilerde üstün bir tanrıdır. Böyle sözler, İslam’ın tevhid akidesine tamamen aykırıdır. Maalesef günümüzde bazı ezoterik çevreler veya okültizm meraklıları bu tür mitolojik ifadeleri referans alarak Hermes’i yüceltmeye çalışıyor. Bazen de bu yüceltmeyi İdris Peygamber’e atfederek meşrulaştırmaya kalkıyorlar. Oysa bir Müslüman için “Kelâmın efendisi” ancak Allah olabilir; zira “Kelâmullah” (Allah’ın sözü) dediğimiz vahiy onun mülküdür. Peygamber ise Allah’ın sözünü tebliğ eden kuldur, hiçbir ilahi sırrın maliki değildir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) bile gayptan tek başına haberdar olmadığını, kendisinin sadece apaçık bir uyarıcı olduğunu vurgulamıştır (A’râf 7:188). Hal böyleyken, Hermes veya Hz İdris hakkında bu şekilde ilahlaştırıcı sıfatlar kullanmak kabul edilemez. Bu ifade, şirk riskini de içinde barındıran bir hurafe olarak değerlendirilmelidir. Müslümanlar için gaybın anahtarı da, hükümranlığı da sadece Allah’ın elindedir (Kur’an, 36:83: “Her şeyin mülkü (hükümranlığı) elinde bulunan Allah’ın şanı ne yücedir...”)
5. İfade: “Hermes... ölülerin ruhlarını yeraltına (Hades’e) gönderir, onlara rehberlik eder. Kimi başarılı ruhları, eğitip yükseltecek Osiris’e getirir, başarısız ve madde âleminin sıradan duygu ağırlıklı çekimlerine körü körüne bağlı ruhları ise amenti’nin (öte âlem) geri düzeyli ortamlarında arınma işleminden sonra aynı seviyede yeni bir doğuma sevk eder.”
Açıklama: Bu pasaj, Hermetik mitolojide yer alan ruhların ölüm sonrası akıbetine dair bir senaryoyu anlatıyor. Özetle Hermes (Thoth), başarılı ruhları Osiris’e ulaştırıp yüceltiyor; dünyaya bağlanmış “başarısız” ruhları ise öte alemde arındırdıktan sonra yeniden bedenlenmek üzere dünyaya geri gönderiyor. Bu, açıkça reenkarnasyon (ruh göçü) inancıdır. İslam inancı reenkarnasyonu reddeder. Kur’an’a göre insan bu dünyada tek bir hayat yaşar, ölür ve kabir âlemine (berzah) intikal eder; kıyamet koptuğunda da yeniden diriltilip ebedi ahiret hayatına geçer (Mü’minûn 23:99-100). “Nihayet onlardan birine ölüm gelince, der ki: ‘Rabbim beni geri gönder…’ Hayır! Bu, sadece onun söylediği boş bir laftır. Onların önünde, dirilecekleri güne kadar bir berzah (engel) vardır.” ayeti, öldükten sonra dünyaya geri dönüş olmadığını net biçimde ortaya koymaktadır. Dolayısıyla ruhun başka bir bedende yeniden doğması fikri İslam’a göre yanlıştır. “Ruhların arınarak tekrar doğması” düşüncesi daha çok doğu dinlerinde (Hinduizm, Budizm gibi) ve ezoterik doktrinlerde bulunur. Bu inanç, ahiret anlayışını tamamen bozar. İslam’da başarı veya başarısızlık, kulun imanı ve ameliyle değerlendirilir ve karşılığı ahirette cennet veya cehennem şeklinde verilir. Hiç kimse bu dünyadan “sınıfta kalıp tekrar gönderilecek bir öğrenci” gibi muamele görmez. Kaldı ki ruhları Osiris’e götürmek, Hades’e indirmek gibi motifler de tamamen pagan mitolojisine aittir ve tevhid inancıyla bağdaşmaz. Bu tür anlatılar, antik çoktanrılı dinlerin ölüm-sonrası kurgularıdır. Hermes’i böyle bir rolde göstermek, onu adeta “psikopompos” denilen ruh rehberi bir yarı-tanrı gibi resmetmektedir. Elbette ki İslam’da ölüm sonrası yol gösterici tanrılar veya ilahlar yoktur; herkesin rehberi ve yardımcısı ancak Allah’tır. Kur’an’da, müminlerin canlarını ölüm meleği ve yardımcı meleklerin kabzettiği, kabirde sorgu meleklerinin sual sorduğu, ahirette de herkesin hesaba çekileceği bildirilmektedir. Tekrar dünyaya gelerek tekamül etme inancı ise bu ilahî sistemi inkâr etmek demektir. Bu nedenle, alıntıdaki reenkarnasyon temalı ifade batıl bir inanç örneğidir ve İslam’ın ahiret akidesine aykırıdır. İlginç olan, bu gibi fikirlerin Hermes adı altında pazarlanıp tasavvuf veya İslam mistisizmi ile bağdaştırılmaya çalışılmasıdır. Hâlbuki Ehl-i sünnet itikadı reenkarnasyonu küfür saymıştır. İslam alimleri, “tenasüh” (ruh göçü) inancının İslam’da yeri olmadığını, bunun Kur’an’ın ruhuna tamamen aykırı olduğunu eserlerinde vurgularlar. Sonuç olarak, Hermetik felsefedeki bu öğreti, hem vahiy bilgisinden hem de bilimsel ve akli delillerden mahrum bir hurafedir.
Sonuç ve Değerlendirme: Yukarıda incelenen örnekler, “Hermes Felsefesi” adı altında ortaya atılan iddiaların İslam’la ne denli uyuşmaz olduğunu açıkça göstermektedir. Bu tür ifadelerin ortak noktası, tevhid inancını zedelemeleri, dinimizin bildirdiği hakikatlere aykırı kurgular içermeleri ve çoğunlukla da hurafe veya efsane niteliği taşımalarıdır. Hermes ile İdris Peygamber’i karıştırmak, bir yanıyla masum bir tarihi spekülasyon gibi görünse de, aslında İslam akidesine yabancı birçok unsuru İdris’in şahsında meşrulaştırma çabasına dönüşebilmektedir. Nitekim Hermes’e atfedilen “gizli öğretiler, sihir, astroloji, ölümsüzlük, evrenle iletişim kurma” gibi konular, İslam dininde ya tamamen yasaklanmış ya da ciddiye alınmamış batıl inançlardır. Müslümanlar, Kur’an ve sünnet bilgisini rehber edinerek bu gibi syncretic (bağdaştırmacı) yaklaşımlara şüpheyle bakmalıdır.
Unutulmamalıdır ki İslam’ın özü tevhiddir: Allah’tan başka güç ve ilah tanımamak, her türlü yardım ve bilgiyi O’ndan beklemek esastır. Şirk, en büyük günahtır ve bazen farkında olmadan böyle ezoterik söylemlerle de olsa şirk unsurunu hayatımıza sokabiliriz. Bid’atler de dinde olmayan bir şeyi ibadet veya ruhani yol gibi benimsemektir; Hermes felsefesinden esinlenen ritüelleri benimsemek bu kapsama girer ve sapmaya yol açar. Hurafeler ise asılsız inançlar olup, bir mü’minin aklını ve kalbini meşgul etmemelidir. İslam bize sahih kaynaklara dayalı bir inanç sistemi sunmuştur; bu sistem ne gizemli sırlar peşinde koşmayı ne de fala, yıldıza bel bağlamayı kabul eder.
Sonuç olarak, “Hermes Felsefesi ve İdris Peygamber” konusu, dini gerçeklerle efsanelerin iç içe geçtiği, dikkatle ayrıştırılması gereken bir alandır. Hermes ile ilgili ezoterik iddiaların büyük kısmı İslam akidesine aykırıdır. Hz. İdris’i yüceltmek maksadıyla dahi olsa onu Hermes Trismegistus gibi mitik bir figüre benzetmek doğru değildir. Her peygamber gibi İdris (a.s) da İslam’a göre tevhid inancının temsilcisidir; büyücülüğün, yıldız tapıcılığının veya bâtıl gizemciliğin değil. Müslümanlar, din büyüklerini anarken veya geçmiş kavimlerin kültürlerini incelerken Kur’an mihengine vurmalı, dinin özüne uymayan yorum ve kıssalara itibar etmemelidir.
Bu tür konulara ilgi duyanlar için en güvenli yöntem, muteber İslam alimlerinin eserlerine başvurmak ve modern kişisel gelişim furyasında sunulan her iddiayı İslam süzgecinden geçirmektir. Böylece hem manevi değerlerimizi korumuş hem de hurafelerden uzak durmuş oluruz. İdris Peygamber’in hayatından almamız gereken asıl ders, Kur’an’da vurgulandığı üzere onun “dürüst bir kul ve nebî” oluşudur. Bizler de dürüstlükle, tevhit çizgisinde kalarak, Allah’tan gelen açık öğretilere sarılmalı; karanlık ve karmaşık felsefelerin peşinden gitmemeliyiz. Bu, hem imanımızı sağlam tutmanın hem de aklıselim ile hareket etmenin gereğidir.
Kaynaklar:
Sait Yılmaz, “Hermes’in Eski Mısır ve Helen Dünyasından İslam Coğrafyası ve Anadolu’ya Yolculuğu”, Lectio Socialis, 3(1), 2019[6][7].
“Hermes ve Hermetizm”, Milliyet Blog, 21 Temmuz 2007 (Berk Yüksel)[8][9].
Peygamber Enok’un Kitabı (çeviri, Erhan Altunay’ın önsözü, 2018)[1].
Pagan’s Voice, “BÜYÜ VE MAJİ - Bölüm 1” (Patreon makalesi, 2023)[4].
Mahmud Erol Kılıç, “Hermesler Hermesi – İslam Kaynakları Işığında Hermes ve Hermetik Düşünce”, Sufi Kitap, 2018 (farklı kültürlerde Hermes figürü tartışması)[2].