Fatih Sultan Mehmed Han devri âlim ve velilerinden Ebûl Vefa hazretlerinin küçük ama çok sevimli bir oğlu vardı. Çocuk iyiydi hoştu da bir ara sakalara takmıştı. Mahalle sucularının yolunu bekler, çuvaldız ile kırbalarını (su tulumu) delerdi.

Sakalar arasında biri vardı ki hiç şaka götürmezdi. Saka bir sabretti, iki sabretti, baktı ki olmuyor. Ebûl Vefa hazretlerinin huzuruna gitti, durumu anlattı. -Affınıza sığınıyorum efendim, vaziyet böyleyken böyle!..

Ebûl Vefa hazretleri çok şaşırdı! Kırbaların parasını fazlasıyla ödedi. Sucudan helallik diledi.

Önce kendinden işe başladı : - "Acaba ben bu çocuğa yanlışlıkla da olsa haram yedirdim mi " diye düşündü. Bir şey bulamadı. Hanımına sordu: - "Sen bu çocuğa hamileyken veya süt verirken haram bir şey yedin mi, çok iyi düşün, bana bildir, yoksa oğlanın sonu kötü" dedi.

Hanım düşündü, taşındı, nihayet bir olay hatırladı. Oğlana hamileyken oturmaya gittiği bir komşu evinde, masadaki bir tabakta portakal varmış. Görünce canı çekmiş ama istemeye de utanmış.

Ev sahibi hanım bulundukları odadan dışarı çıkınca elindeki örgü tığını portakala batırıp sularını içmiş. Bunu eşine anlattı. Şeyh Vefa "Aman hatun hiç vakit geçirmeden o komşuya git, olanı biteni dosdoğru anlat ve helallik dile" diye tenbihledi.

Oğlana olayın başından sonuna kadar bir şey denmedi. Hakkında böyle şikayet var, bir daha yaparsan asarız, keseriz yollu tehdit edilmedi. Ama çocuk bir daha da çuvaldız ile kırbaları delmedi.

Çocuklardaki her kusurun bir arka planı vardır. Çocuk, anne ve babanın gölgesi ve sırrıdır. Anne baba düzelirse çocuğun da düzeldiğine şahit oluyoruz Allah'ın izniyle.

Herhangi bir şey arayın...