· Kur’an’da “Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez” ilkesi beş ayrı yerde geçmektedir: En‘âm 6/164, İsrâ 17/15, Fâtır 35/18, Zümer 39/7 ve Necm 53/38.
· Bu ayetlerin siyak ve sibakı, konunun ağırlıklı olarak kişinin kendi ameli, günahı, iman veya inkâr tercihi, hidayet ve dalâleti, Allah karşısındaki sorumluluğu ve ahiret hesabı olduğunu göstermektedir.
· Ayetlerde geçen “vizr”, müfessirler tarafından ağır yük anlamından hareketle günah, vebal ve bundan doğan sorumluluk olarak açıklanmıştır.
· Beş ayetin ortak hükmü açıktır: Bir insan başka bir insanın işlediği günah sebebiyle Allah katında günahkâr sayılmaz. Günahın dinî sorumluluğu şahsidir.
· Bu hüküm akrabalık ve soy bağı için de geçerlidir. Babanın, annenin veya ataların günahı çocuk ve torunlara günah olarak yazılmaz. Fâtır 35/18’de bu husus, günah yükü ağır olan kişinin “yakını bile olsa” yükünden hiçbir şeyi ona taşıtamayacağı belirtilerek özellikle açıklanmaktadır.
· Bununla birlikte başkasının günahını yüklenmek ile başkasının fiilinin dünyevî sonuçlarından etkilenmek aynı şey değildir. Kurtubî ve İbn Âşûr gibi müfessirlerin açıklamalarında da bu iki durumun birbirinden ayrıldığı görülmektedir.
· Dolayısıyla “Hiç kimse başkasının günahından dolayı Allah katında sorumlu değildir” hükmünden, “Hiç kimse başka insanların veya önceki kuşakların yanlış davranışlarının dünyevî sonuçlarından etkilenemez” sonucu çıkarılamaz.
· Ancak bunun tersi yönde bir aşırılığa da gidilmemelidir. Bu beş ayet, ataların günahlarının görünmeyen bir manevî mekanizmayla sonraki nesillere aktarıldığını veya belirli günahların torunlarda hastalık, boşanma, evlenememe, fakirlik ya da benzeri problemler şeklinde zorunlu olarak ortaya çıktığını bildirmemektedir.
· Sonuç olarak iki mesele birbirinden ayrılmalıdır: Günahın Allah katındaki sorumluluğunun kime ait olduğu ile bir insanın fiillerinin başkaları ve sonraki nesiller üzerinde dünyevî sonuçlar meydana getirip getiremeyeceği aynı soru değildir.
· Bu beş ayet birinci soruya açık cevap vermektedir: Herkes kendi günahından sorumludur. İkinci mesele ise bu ayetlerin doğrudan konusu değildir ve Kur’an’ın diğer ayetleri, sahih hadisler ve İslam âlimlerinin açıklamaları çerçevesinde ayrıca incelenmelidir.
Giriş
Kur’an’da farklı sûrelerde beş kez “Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez” anlamındaki temel ilke tekrar edilmektedir (En‘âm 6/164; İsrâ 17/15; Fâtır 35/18; Zümer 39/7; Necm 53/38). Bu ayetler çoğu zaman tek başına aktarılmakta ve kişinin başka insanların, özellikle de anne-baba ve atalarının fiillerinden hiçbir şekilde etkilenemeyeceği şeklinde yorumlanabilmektedir. Ancak bir ayetin ne söylediğini doğru anlayabilmek için yalnızca ilgili cümleye değil, öncesine ve sonrasına, yani siyak ve sibakına da bakmak gerekir. Ayrıca ayette geçen “vizr” yani “günah yükü” kavramının müfessirler tarafından nasıl anlaşıldığı da önem taşımaktadır. Bu bölümde söz konusu beş ayet, Taberî, Begavî, Kurtubî, İbn Kesîr, Fahreddin er-Râzî, Beyzâvî ve İbn Âşûr gibi müfessirlerin açıklamalarından yararlanılarak tek tek incelenecektir. Amaç, ayetlere önceden belirlenmiş bir anlam yüklemek değil; hangi bağlamda söylendiklerini ve “başkasının günahını yüklenmemek” ifadesiyle gerçekte neyin kastedildiğini ortaya koymaktır.
Siyak ve Sibak Nedir?
Kur’an ayetlerinin doğru anlaşılmasında siyak ve sibak, yani bir ifadenin bulunduğu bağlam büyük önem taşır. Kısaca sibak, bir ayetin öncesinde yer alan ayetleri ve konunun nasıl geliştiğini; siyak ise sözün akışı ve içinde bulunduğu genel anlam bütünlüğünü ifade eder. Günümüzde bu iki kavram çoğu zaman birlikte kullanılarak bir ayetin öncesi, sonrası ve içinde bulunduğu konu bütünlüğn kastedilmektedir. Bir ayette geçen cümleyi bulunduğu bağlamdan ayırarak değerlendirmek, o ifadeye kastettiğinden daha geniş veya farklı bir anlam verilmesine yol açabilir. Bu nedenle “Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez” ayetlerini değerlendirirken yalnızca bu cümleye değil; öncesinde hangi konunun anlatıldığına, ardından hangi hükümlerin geldiğine ve ayetin sûre içerisindeki anlam akışına da bakmak gerekir. Bu çalışmada beş ayetin ayrı ayrı incelenmesinin temel sebebi budur.
1. En‘âm Suresi 6/164: Tevhid ve Kişisel Sorumluluk Bağlamı
Kur’an’da “Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez” ilkesinin geçtiği ayetlerden biri En‘âm sûresinin 164. ayetidir. Ayetin anlamını belirlemek için bu cümleyi tek başına değil, sûrenin hemen öncesindeki ve sonrasındaki ayetlerle birlikte değerlendirmek gerekir. Bu şekilde okunduğunda ayetin tevhid, şirk, insanın kendi tercihi ve Allah huzurundaki sorumluluğu bağlamında yer aldığı görülmektedir. “De ki: Allah her şeyin Rabbi iken O’ndan başka bir rab mi arayayım? Herkesin kazandığı kendi aleyhinedir. Hiçbir günah yükü taşıyan, başka birinin günah yükünü taşımaz. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir; O, hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir.” (En‘âm 6/164)
Ayetin Siyakı: Tevhid ve Şirk Tartışması
En‘âm 164. ayetin öncesinde konu açık biçimde tevhid ve şirktir. 161. ayette Hz. Peygamber’e, “Şüphesiz Rabbim beni doğru yola, dosdoğru dine, Allah’ı birleyen İbrahim’in dinine iletti. O, ortak koşanlardan değildi” demesi emredilir. Ardından 162-163. ayetlerde, “Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun hiçbir ortağı yoktur” buyrulur. 164. ayetin “Allah her şeyin Rabbi iken O’ndan başka bir rab mi arayayım?” şeklinde başlaması, bu anlatımın doğrudan devamıdır. İbn Âşûr, ayeti önceki ayetlerde ortaya konulan tevhid bildirisinin sonucu olarak değerlendirir. Fahreddin er-Râzî de 162-163. ayetlerde tevhidin ortaya konulduğunu, 164. ayette ise bunun gerekçesinin açıklandığını belirtir: Allah bütün varlıkların Rabbi olduğuna göre yaratılmış bir varlığın O’na ortak kabul edilmesi düşünülemez (İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, En‘âm 6/164; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, En‘âm 6/164). Dolayısıyla ayetin ilk kısmı, Hz. Peygamber’in müşriklerin inanç ve davetleri karşısındaki tavrını ortaya koymaktadır. Taberî de Allah’ın Hz. Peygamber’e bu sözü, kendisini putlara ibadet etmeye çağıran müşriklere karşı söylemesini emrettiğini belirtir (Taberî, Câmiʿu’l-beyân, En‘âm 6/164).
“Günahınızı Biz Üstleniriz” Söylemi
Kurtubî, müşriklerin Hz. Peygamber’i kendi dinlerine çağırırken bunun doğuracağı sorumluluğu kendilerinin üstleneceklerini söylediklerine ilişkin bir rivayet aktarır. İbn Âşûr da müşriklerin Hz. Peygamber’in kendi dinlerine katılmasını istediklerine dair rivayeti nakleder (Kurtubî, el-Câmiʿ li-ahkâmi’l-Kur’ân, En‘âm 6/164; İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, En‘âm 6/164). Bu rivayetleri kesin bir sebeb-i nüzul olarak sunmak yerine, müfessirlerin ayeti hangi çerçevede anladığını gösteren nakiller olarak değerlendirmek daha ihtiyatlıdır. Ancak bunların işaret ettiği anlam açıktır: Bir insan başka birine “Sen bu fiili işle, bunun günahını ben üstlenirim” diyerek onun Allah karşısındaki sorumluluğunu kendi üzerine alamaz.
Ayetin kendi içerisindeki cümlelerin sıralanışı da bunu desteklemektedir. Önce “Herkesin kazandığı kendi aleyhinedir”, hemen ardından “Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez” buyrulmaktadır. Taberî, ilk ifadeyi kişinin işlediği günahın kendisine ait olması, ikinci ifadeyi ise başka bir insanın bu günah sebebiyle günahkâr ve cezaya müstahak kılınmaması şeklinde açıklar. Râzî de günahı kazanan kişinin onu kendi aleyhine kazandığını ve bir insanın başkasının günahından dolayı cezalandırılmayacağını belirtir. İbn Âşûr ise ikinci cümleyi birincinin tamamlayıcısı olarak görür: Kişinin kazandığı günah kendisine aittir ve başka biri onun adına bu yükü taşımaz (Taberî, Câmiʿu’l-beyân; Râzî, Mefâtîhu’l-gayb; İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, En‘âm 6/164).
“Vizr” ile Kastedilen Nedir?
Ayetin anlaşılmasında “vizr” (وِزْر) kelimesi önemlidir. Kelimenin temel anlamı ağır yük ve ağırlıktır; burada ise günahın insana yüklediği sorumluluk sebebiyle “günah, vebal” anlamında kullanılmaktadır. Kurtubî, ayetteki ifadenin bir nefsin başka bir nefsin günahından sorumlu tutulmaması anlamına geldiğini belirtir. İbn Âşûr da kelimenin aslında insanın taşıdığı ağır yükü ifade ettiğini, burada mecazen günah ve vebal anlamında kullanıldığını açıklar (Kurtubî, el-Câmiʿ li-ahkâmi’l-Kur’ân; İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, En‘âm 6/164). Diğer müfessirlerin açıklamaları da aynı çerçevededir. Taberî’ye göre bir insan başka bir insanın günahıyla günahkâr olmaz; kendi günahından sorumludur. İbn Kesîr ayeti kıyamet günü Allah’ın hükmü ve adaleti bağlamında değerlendirerek herkesin kendi amelinin karşılığını göreceğini belirtir. Râzî de günahkâr bir nefsin başka bir nefsin günahı sebebiyle cezalandırılmayacağını ifade eder. Böylece farklı müfessirlerin açıklamalarında öne çıkan ortak kavramların günah, vebal, sorumluluk, ceza ve hesap olduğu görülmektedir.
Kurtubî’nin Dikkat Çektiği Ayrım
En‘âm 6/164 hakkında Kurtubî’nin yaptığı bir açıklama ayrıca önem taşımaktadır. Kurtubî, öncelikle diğer müfessirler gibi hiçbir insanın başka bir insanın günahından dolayı sorumlu tutulmayacağını belirtir. Bununla birlikte dünyada meydana gelen umumi sonuçları bu hükümden ayrı değerlendirir. Enfâl sûresindeki, “Öyle bir fitneden sakının ki içinizden yalnız zulmedenlere erişmekle kalmaz” (Enfâl 8/25) ayetini hatırlatır ve toplumda kötülük yaygınlaştığında meydana gelen dünyevî musibetlerin yalnızca kötülüğü doğrudan işleyenlerle sınırlı kalmayabileceğine ilişkin rivayetleri zikreder (Kurtubî, el-Câmiʿ li-ahkâmi’l-Kur’ân, En‘âm 6/164). Kurtubî’nin burada yaptığı ayrım, ayette geçen “günah yükü” kavramının anlaşılması açısından önemlidir. Bir kimsenin başka birinin günahından dolayı Allah katında günahkâr ve sorumlu sayılması ile dünyada meydana gelen bir olayın veya toplumsal bozulmanın sonuçlarından başka insanların da etkilenmesi aynı mesele olarak değerlendirilmemektedir.
Ayetin Sibakı: İmtihan ve Allah’a Dönüş
164. ayet, “Sonra dönüşünüz Rabbinizedir; O, hakkında ayrılığa düştüğünüz şeyleri size bildirecektir” ifadesiyle sona ermektedir. Böylece ayetin başındaki tevhid ve şirk tercihi, sonunda Allah huzurundaki hesapla ilişkilendirilmektedir. Hemen ardından gelen 165. ayette ise Allah’ın insanları yeryüzünde birbirlerinin yerine geçirdiği, verdiği nimetlerle onları imtihan ettiği, Rabbinin cezasının çabuk, aynı zamanda bağışlayıcı ve merhametli olduğu bildirilmektedir. Bu nedenle 164 ve 165. ayetler arasında da anlam devamlılığı bulunmaktadır. Konu tevhid, insanın tercihi, imtihanı, sorumluluğu ve sonunda Allah’a dönüşü etrafında ilerlemektedir. En‘âm 6/164 böylece kendi siyak ve sibakı içerisinde okunduğunda, “Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez” ifadesinin kişinin işlediği günahın ve bundan doğan Allah karşısındaki sorumluluğun başka birine devredilemeyeceğini bildirdiği görülmektedir. Ayetin daha geniş anlamda nasıl değerlendirilmesi gerektiği ise diğer dört ayet de incelendikten sonra ayrıca ele alınacaktır.
2. İsrâ Suresi 17/15: Kişisel Amel ve Sorumluluk Bağlamı
Kur’an’da “Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez” ilkesinin geçtiği ayetlerden biri İsrâ sûresinin 15. ayetidir. Ayetin öncesi ve sonrası birlikte okunduğunda konunun insanın kendi ameli, hidayet ve dalâlet tercihi, ilahî hesap ve Allah’ın adaleti etrafında şekillendiği görülmektedir. “Kim doğru yolu bulursa ancak kendi iyiliği için doğru yolu bulmuş olur; kim de saparsa kendi aleyhine sapmış olur. Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez. Biz bir peygamber göndermedikçe azap etmeyiz.” (İsrâ 17/15)
Ayetin Siyakı: Her İnsan Kendi Ameliyle Karşılaşır
İsrâ 17/15’in hemen öncesindeki ayetler konuyu açık biçimde ortaya koymaktadır. 13. ayette, “Her insanın amelini kendi boynuna bağladık. Kıyamet günü onun için açılmış olarak bulacağı bir kitap çıkarırız” buyrulmakta; 14. ayette ise insana, “Kitabını oku! Bugün hesap görücü olarak kendi nefsin sana yeter” denileceği bildirilmektedir. Bunun hemen ardından 15. ayet, “Kim doğru yolu bulursa ancak kendi iyiliği için doğru yolu bulmuş olur; kim de saparsa kendi aleyhine sapmış olur” diye başlamaktadır. Dolayısıyla ayetler arasında açık bir anlam devamlılığı vardır: İnsanın ameli kendisine bağlanmakta, kendi amel defteriyle karşılaşacağı bildirilmekte ve hidayet veya dalâlet tercihinin sonucunun yine kendisine ait olduğu açıklanmaktadır. İbn Âşûr, 15. ayetteki hidayet ve dalâlet ifadesini, 13. ayetteki “Her insanın amelini kendi boynuna bağladık” hükmünün devamı olarak değerlendirir. Fahreddin er-Râzî de aynı bağlantıya dikkat çekerek insanın kendi amelinin sonucuyla karşılaşacağını belirtir (İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr; Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, İsrâ 17/15). Bu nedenle “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez” cümlesi, önceki ayetlerden bağımsız bir hüküm değil; kişisel amel ve hesap konusunun devamıdır.
“Hiçbir Günahkâr Başkasının Günahını Yüklenmez”
Taberî, ayetin başlangıcındaki “Kim hidayete ererse kendisi için hidayete erer; kim saparsa kendi aleyhine sapar” hükmünü açıklarken, doğru yolu seçmenin faydasının kişiye, sapmanın zararının da yine kendisine döneceğini belirtir. Ardından gelen “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez” ifadesini ise hiçbir nefsin başka bir nefsin günahından sorumlu tutulmaması şeklinde açıklar. Katâde’den de Allah’ın hiçbir kula başkasının günahını yüklemeyeceği ve insanı kendi ameliyle hesaba çekeceği görüşünü nakleder (Taberî, Câmiʿu’l-beyân, İsrâ 17/15). İbn Kesîr ve Beyzâvî’nin açıklamaları da aynı yöndedir. Hidayetin faydası ve dalâletin zararı kişinin kendisine aittir; bir insan başka birinin günahını onun yerine taşımaz (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm; Beyzâvî, Envâru’t-tenzîl, İsrâ 17/15).
Ataların Yaptığını Taklit Etmek Sorumluluğu Kaldırmaz
Fahreddin er-Râzî’nin Zeccâc’dan aktardığı bir yorum, İsrâ 17/15 açısından ayrıca dikkat çekicidir. Buna göre ayetteki hüküm, insanın kendi yanlış tercihini atalarının davranışlarıyla gerekçelendiremeyeceğini de göstermektedir. Kur’an’da müşriklerin, “Biz atalarımızı bir din üzerinde bulduk ve onların izlerinden gidiyoruz” şeklindeki savunmaları çeşitli yerlerde aktarılmaktadır. Ancak atalarının belirli bir davranışı yapmış olması, kişinin aynı davranışı kendi tercihiyle sürdürmesi halinde sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Atanın kendi fiilinden doğan sorumluluğu kendisine, onu taklit ederek aynı yanlışı yapan kişinin sorumluluğu da kendisine aittir (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, İsrâ 17/15). Dolayısıyla insan kendi tercihini “Atalarımız böyle yapıyordu” gerekçesiyle onların üzerine bırakamaz.
“Biz Bir Peygamber Göndermedikçe Azap Etmeyiz”
Ayetin son cümlesi de konunun hangi çerçevede ele alındığını göstermektedir: “Biz bir peygamber göndermedikçe azap etmeyiz.” İbn Kesîr bu hükmü Allah’ın adaletiyle ilişkilendirir. Allah insanlara peygamberler gönderip doğru yolu bildirmeden onları azaba uğratmaz. Beyzâvî de ayeti ilahî hüccetin ortaya konulmasıyla açıklar (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm; Beyzâvî, Envâru’t-tenzîl, İsrâ 17/15). Böylece ayetin cümleleri aynı noktada birleşmektedir: İnsan hidayeti seçerse bunun faydasını kendisi görür, dalâleti seçerse zararı kendisine döner, başka biri onun günahını üstlenmez ve Allah da kendisine hakikat bildirilmeden onu cezalandırmaz.
Ayetin Sibakı: Toplumların Helâki
İsrâ 17/15’in hemen ardından 16. ayette toplumların bozulması ve helâki anlatılmaktadır: “Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan ileri gelenlerine emrederiz; onlar orada yoldan çıkarlar. Böylece o memleket hakkında hüküm kesinleşir ve biz orayı darmadağın ederiz.” (İsrâ 17/16) 17. ayette de Nûh’tan sonra nice nesillerin helâk edildiği hatırlatılır. Bu geçiş önemlidir. 15. ayette kişinin kendi günahından sorumluluğu anlatılırken hemen sonraki ayetlerde toplumların bozulması ve bunun doğurduğu umumi sonuçlardan söz edilmektedir. Böylece aynı pasaj içerisinde kişisel günah sorumluluğu ile toplumların dünyadaki ortak akıbeti ayrı konular olarak ele alınmaktadır. İsrâ 17/15’in siyak ve sibakı birlikte değerlendirildiğinde ayetin ana çizgisi açıkça görülmektedir: Öncesinde insanın kendi ameli ve amel defteri, ayetin içerisinde hidayet ve dalâlet tercihi ile kişisel günah sorumluluğu, sonunda ise peygamber gönderilmeden azap edilmeyeceği bildirilmektedir. Bu çerçevede “Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez” ifadesi, kişinin kendi amelinden doğan günah ve hesap sorumluluğunun kendisine ait olduğunu bildiren bir hüküm olarak yer almaktadır.
3. Fâtır Suresi 35/18: Günah Yükünün Başkasına Devredilememesi
Kur’an’da “Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez” ilkesinin geçtiği üçüncü ayet Fâtır sûresinin 18. ayetidir. Bu ayetin diğerlerinden önemli bir farkı vardır. Kur’an burada yalnızca genel ilkeyi bildirmekle kalmamakta, hemen arkasından verdiği bir örnekle “yüklenmeme”nin ne anlama geldiğini açıklamaktadır. Günah yükü ağırlaşmış bir kimsenin, en yakın akrabasından yardım istemesi halinde bile yükünden hiçbir şeyin başkası tarafından taşınmayacağı bildirilmektedir. “Hiçbir günah yükü taşıyan, başkasının günah yükünü taşımaz. Günah yükü ağır olan kimse, yükünün taşınması için bir başkasını çağırsa, çağırdığı yakını bile olsa onun yükünden hiçbir şey taşınmaz. Sen ancak görmediği halde Rabbinden korkanları ve namazı dosdoğru kılanları uyarabilirsin. Kim arınırsa ancak kendi yararına arınmış olur. Dönüş yalnız Allah’adır.” (Fâtır 35/18)
Ayetin Siyakı: İnsanın Allah Karşısındaki Konumu
Fâtır 35/18’in hemen öncesindeki ayetlerde insanın Allah karşısındaki aczi ve Allah’ın hiçbir şeye muhtaç olmadığı anlatılmaktadır. 15. ayette, “Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise hiçbir şeye muhtaç olmayan, her türlü övgüye layık olandır” buyrulur. Ardından Allah’ın dilerse mevcut insanları giderip yerlerine başka bir topluluk getirebileceği ve bunun O’nun için zor olmadığı belirtilir (Fâtır 35/15-17). Bunun hemen ardından “Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez” hükmünün gelmesi, insanın Allah karşısındaki ferdî sorumluluğunu gündeme getirmektedir. İbn Kesîr de bu pasajı insanın Allah’a muhtaçlığı ve kıyamet günü herkesin kendi yüküyle karşılaşması çerçevesinde değerlendirir (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Fâtır 35/18).
Ayet Kendi Hükmünü Kendisi Açıklıyor
Fâtır 35/18’i diğer ayetlerden ayıran en önemli özellik, “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez” hükmünün hemen arkasından açıklanmasıdır: “Günah yükü ağır olan kimse, yükünün taşınması için bir başkasını çağırsa, çağırdığı yakını bile olsa onun yükünden hiçbir şey taşınmaz.”
Taberî, “yükü ağır olan” kişiyi günahlarıyla ağırlaşmış insan olarak açıklar. Bu kişi yükünün bir kısmını taşıması için başka birini çağırsa, çağırdığı kişi babası veya kardeşi gibi en yakınlarından olsa bile onun günahlarından hiçbir şey taşıyamaz. Taberî, İbn Abbas ve Katâde’den de aynı yönde açıklamalar nakleder (Taberî, Câmiʿu’l-beyân, Fâtır 35/18). İbn Kesîr de ayeti açık biçimde kıyamet günüyle ilişkilendirir. Günahlarıyla ağırlaşmış bir insan, kendi yükünün tamamını veya bir kısmını başka birine taşıtmak istese, bu kişi babası veya çocuğu kadar yakın olsa dahi bunu gerçekleştiremez. İbn Kesîr bu noktada Abese sûresindeki, “O gün kişi kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar. O gün herkesin kendisine yetip artacak bir derdi vardır” ayetlerini hatırlatır (Abese 80/34-37; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Fâtır 35/18). Begavî’nin açıklaması da aynıdır. Günah yükü ağırlaşmış insan babasını, annesini, çocuğunu veya kardeşini çağırsa bile bunlardan hiçbiri onun günah yükünün bir kısmını üstlenemez (Begavî, Meâlimü’t-tenzîl, Fâtır 35/18). Dolayısıyla bu ayette “yüklenmek”ten ne kastedildiğini anlamak için ayrıca uzak bir yoruma ihtiyaç bulunmamaktadır. Ayetin ikinci cümlesi birinci cümleyi açıklamaktadır: Söz konusu olan, insanın kendi hesabına ait günah yükünü başka birine devrederek bundan kurtulmasıdır.
“Yakını Bile Olsa”
Ayetin özellikle “yakını bile olsa” demesi dikkat çekicidir. Akrabalık dünyada insanların birbirlerine yardım etmelerinin en güçlü sebeplerinden biridir. Buna rağmen günah yükü söz konusu olduğunda en yakın insan dahi bu sorumluluğu diğerinin yerine üstlenememektedir. Kurtubî, bu kısmı açıklarken anne, baba, çocuk ve eş üzerinden çeşitli rivayetler nakleder. Bunların ortak noktası, kıyamet gününde insanın en yakınından dahi kendi günah yükünün bir kısmını taşımasını isteyemeyeceğidir. Herkes kendi hesabıyla meşguldür (Kurtubî, el-Câmiʿ li-ahkâmi’l-Kur’ân, Fâtır 35/18). İbn Âşûr da “yükü ağır olan kimsenin” başkasını yardıma çağırmasını ahiret bağlamında değerlendirir. Dünyada insanlar birbirlerinin çeşitli maddî yüklerini paylaşabilirler; ancak kişinin Allah karşısındaki günah yükü bu şekilde başkasına aktarılamaz (İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, Fâtır 35/18).
Günahın Zararı da Arınmanın Faydası da Kişiye Aittir
Ayetin devamında: “Kim arınırsa ancak kendi yararına arınmış olur.” buyrulmaktadır. Bu ifade ayetin başındaki hükmü tamamlamaktadır. Kötü amelin sorumluluğu kişiye ait olduğu gibi, iman, tevbe ve salih amelle arınmanın faydası da yine kendisine dönmektedir. Fahreddin er-Râzî, ayetin başı ile sonu arasındaki bu ilişkiye dikkat çeker. Başlangıçta günah yükünün başkasına aktarılamayacağı, devamında ise insanın tezkiye ve salih amelinin faydasının kendisine ait olduğu bildirilmektedir. “Dönüş Allah’adır” ifadesi de bütün bunların nihai olarak Allah’ın huzurunda karşılık bulacağını göstermektedir (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-gayb, Fâtır 35/18). Taberî de “Kim arınırsa ancak kendisi için arınır” ifadesini insanın küfür ve günahlardan temizlenmesinin faydasının kendisine dönmesi şeklinde açıklar. Sonunda herkes Allah’a dönecek ve yaptığı amelin karşılığıyla karşılaşacaktır (Taberî, Câmiʿu’l-beyân, Fâtır 35/18).
Ayetin Sibakı: İman ile Küfür Arasındaki Ayrım
Fâtır 35/18’den sonraki ayetlerde iman ile küfür arasındaki fark çeşitli benzetmelerle anlatılmaktadır: “Kör ile gören bir olmaz. Karanlıklarla aydınlık da bir olmaz. Gölge ile sıcaklık da bir olmaz. Dirilerle ölüler de bir olmaz...” (Fâtır 35/19-22). Böylece 18. ayette insanın kendi sorumluluğu ve arınması ele alındıktan sonra, devamındaki ayetlerde hakikati kabul edenlerle reddedenler arasındaki fark ortaya konulmaktadır. Fâtır 35/18’in siyak ve sibakı birlikte değerlendirildiğinde ayetin merkezinde kişinin Allah karşısındaki günah sorumluluğu ve ahiret hesabı bulunduğu görülmektedir. Bu ayeti diğerlerinden özellikle ayıran husus ise Kur’an’ın “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez” hükmünü aynı ayetin devamında somutlaştırmasıdır: Günahlarıyla ağırlaşmış bir insan, en yakın akrabasını dahi çağırsa kendi yükünün bir kısmını ona devredemeyecektir.
4. Zümer Suresi 39/7: Küfür, Şükür ve Kişisel Sorumluluk Bağlamı
Kur’an’da “Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez” ilkesinin geçtiği ayetlerden biri Zümer sûresinin 7. ayetidir. Ayetin öncesinde Allah’ın birliği, yaratıcı oluşu ve yalnız O’na kulluk edilmesi anlatılmakta; ayetin kendisinde ise insanın küfür veya şükür tercihi ile bunun sorumluluğu ele alınmaktadır. Bu nedenle söz konusu ifade, sûrenin başından itibaren devam eden tevhid, şirk ve insanın Allah karşısındaki tercihi bağlamında yer almaktadır. “Eğer inkâr ederseniz bilin ki Allah size muhtaç değildir. Fakat kullarının inkâr etmesine razı olmaz. Eğer şükrederseniz bundan razı olur. Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez. Sonra dönüşünüz Rabbinizedir. O size yaptıklarınızı haber verecektir. Şüphesiz O, kalplerde olanı hakkıyla bilir.” (Zümer 39/7)
Ayetin Siyakı: Tevhid ve Şirk
Zümer sûresinin ilk ayetlerinden itibaren temel konulardan biri tevhiddir. İkinci ayette Hz. Peygamber’e, “Dini yalnız O’na has kılarak Allah’a kulluk et” buyrulmakta, üçüncü ayette ise Allah’tan başka birtakım veliler edinen müşriklerin, “Biz bunlara ancak bizi Allah’a daha fazla yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz” şeklindeki gerekçeleri eleştirilmektedir (Zümer 39/2-3). Devamındaki ayetlerde Allah’ın çocuk edinmekten münezzeh olduğu, gökleri ve yeri yarattığı, güneşi ve ayı emrine verdiği ve insanı yaratıp anne rahminde aşamalardan geçirdiği anlatılır. 6. ayet ise, “İşte Rabbiniz Allah budur. Mülk O’nundur. O’ndan başka ilâh yoktur. Öyleyse nasıl oluyor da döndürülüyorsunuz?” ifadesiyle sona erer (Zümer 39/4-6). Bunun hemen ardından 7. ayetin “Eğer inkâr ederseniz...” diye başlaması, konu bütünlüğünü göstermektedir. Önce Allah’ın tek ilâh ve bütün varlığın Rabbi olduğu ortaya konulmuş, ardından insanın bu hakikat karşısındaki tavrı gündeme getirilmiştir.
Küfür ve Şükrün Sonucu İnsana Aittir
Ayetin ilk kısmında, “Eğer inkâr ederseniz bilin ki Allah size muhtaç değildir” buyrulmaktadır. İbn Kesîr, Allah’ın bütün yaratılmışlardan müstağni olduğunu, insanların tamamının inkâr etmesinin Allah’a hiçbir zarar vermeyeceğini belirtir. Allah kullarının küfründen razı değildir; şükretmelerinden ise razı olur (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Zümer 39/7). Begavî de ayetteki şükrü iman ve itaatle ilişkilendirir. İnsan iman ve itaat ettiğinde bunun faydası kendisine dönmektedir (Begavî, Meâlimü’t-tenzîl, Zümer 39/7). Bunun hemen ardından: “Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez.” buyrulmaktadır. Taberî bu ifadeyi, günah işleyen bir nefsin başka bir nefsin günahından dolayı günahkâr sayılmaması şeklinde açıklar. Süddî’den de “Hiç kimse başka birinin günahından dolayı sorumlu tutulmaz” açıklamasını nakleder. Ayetin devamındaki “Sonra dönüşünüz Rabbinizedir; O size yaptıklarınızı haber verecektir” ifadesini ise insanın iman, küfür, hayır ve şer olarak kendi yaptıklarıyla Allah’ın huzurunda karşılaşması şeklinde yorumlar (Taberî, Câmiʿu’l-beyân, Zümer 39/7). İbn Kesîr’in açıklaması da aynı yöndedir. Hiçbir nefis başka bir nefsin yükünü taşımaz; herkes kendi işiyle sorumludur (İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-Azîm, Zümer 39/7).
İbn Âşûr’un Akrabalık Üzerinden Yaptığı Açıklama
Zümer 39/7 hakkında İbn Âşûr’un yaptığı yorum, diğer ayetlerdeki açıklamalardan farklı bir ayrıntı içermektedir. Ayetin başında küfredenlerle şükredenlerden söz edilmektedir. Ancak bu iki grup birbirlerinden tamamen kopuk değildir; aynı toplum içerisinde yaşamakta ve aralarında akrabalık ilişkileri bulunmaktadır. İbn Âşûr, müminlerin kâfir yakınlarının küfründen dolayı kendilerine de bir günah ulaşmasından endişe etmiş olabileceklerini belirtir. “Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez” hükmü, böyle bir durumda kâfir kişinin küfrünün mümin yakınına günah olarak yüklenmeyeceğini ortaya koymaktadır (İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, Zümer 39/7). Bu açıklamada özellikle akrabalık bağına rağmen günah sorumluluğunun kişisel olması vurgulanmaktadır. Bir insanın yakınının küfrü, diğer aile ferdinin kendi günahı haline gelmemektedir.
Günah Yükü ile Dünyevî Sonuç Arasındaki Ayrım
İbn Âşûr aynı yerde başka bir ihtimalden daha söz eder. Mekke’de yaşayan müminlerin, müşriklerin başına dünyada bir azap gelmesi halinde aynı toplum içerisinde bulundukları için bundan kendilerinin de etkilenmesinden korkmuş olabileceklerini belirtir (İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, Zümer 39/7). Bu açıklama, ayetteki “günah yükü” ile dünyada meydana gelen bir olayın sonuçlarından etkilenmenin aynı kavram olmadığını göstermesi bakımından önemlidir. Bir kişinin küfrü başka bir insanın günahı olmaz; ancak aynı toplumda meydana gelen dünyevî bir olayın birden fazla insanı etkilemesi farklı bir konudur. En‘âm 6/164 bölümünde Kurtubî’nin Enfâl 8/25 üzerinden yaptığı benzer ayrım ele alındığı için burada konuyu tekrar ayrıntılandırmaya gerek yoktur. Zümer ayeti açısından önemli olan, İbn Âşûr’un da kişisel günah sorumluluğu ile dünyevî bir sonuca maruz kalmayı birbirinden ayırmasıdır.
Ayetin Sibakı: İnsanın Allah Karşısındaki Değişken Tavrı
Zümer 39/7, insanların sonunda Rablerine döneceklerini ve Allah’ın onlara yaptıklarını bildireceğini söyleyerek tamamlanmaktadır. Böylece ayetin başındaki küfür ve şükür tercihi, sonunda Allah huzurundaki hesapla ilişkilendirilmektedir. Hemen ardından gelen 8. ayette ise insanın sıkıntı ve nimet karşısındaki değişken tavrı anlatılır. İnsan bir sıkıntıyla karşılaştığında Rabbine yönelerek O’na yalvarmakta; Allah kendisine nimet verdiğinde ise daha önce yaptığı duayı unutmakta ve Allah’a ortaklar koşmaktadır (Zümer 39/8). Dolayısıyla 7. ayetten 8. ayete geçildiğinde konu değişmemektedir. Her iki ayette de insanın Allah karşısındaki tercihi ve tavrı ele alınmaktadır. Önce küfür ve şükürden, ardından sıkıntı anında Allah’a yönelip nimet zamanında O’na ortak koşabilen insandan söz edilmektedir. Zümer 39/7’nin siyak ve sibakı birlikte değerlendirildiğinde ayetin tevhid ve şirk, küfür ve şükür, kişinin kendi tercihi ve Allah huzurundaki hesabı çerçevesinde bulunduğu görülmektedir. Ayete özgü en dikkat çekici tefsir açıklaması ise İbn Âşûr’un akrabalık bağına rağmen bir kişinin küfrünün diğer yakına günah olarak yüklenmeyeceğini belirtmesi ve günah sorumluluğu ile dünyevî sonuçları birbirinden ayırmasıdır.
5. Necm Suresi 53/38: Kişisel Amel ve Karşılık Bağlamı
Kur’an’da “Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez” ilkesinin geçtiği ayetlerden biri Necm sûresinin 38. ayetidir. Bu ayetin bağlamı özellikle açıktır. Çünkü söz konusu hüküm, Hz. Musa ve Hz. İbrahim’e verilen sahifelerde bulunan ilkeler arasında zikredilmekte; hemen ardından “İnsan için ancak çalıştığı vardır”, “Onun çalışması görülecektir” ve “Sonra kendisine karşılığı tastamam verilecektir” buyrulmaktadır. Böylece günah yükünün şahsiliği ile insanın kendi ameli ve bunun karşılığını görmesi aynı pasaj içerisinde birbirine bağlanmaktadır. “Yoksa Musa’nın sahifelerinde bulunanlardan ve ahdine vefa gösteren İbrahim’in sahifelerinde bulunanlardan kendisine haber verilmedi mi? Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez. İnsan için ancak çalıştığı vardır. Şüphesiz onun çalışması ileride görülecektir. Sonra kendisine karşılığı tastamam verilecektir.” (Necm 53/36-41)
Ayetin Siyakı: Önceki Vahiylerde de Bulunan Bir İlke
Necm 53/38’in hemen öncesinde Hz. Musa ve Hz. İbrahim’in sahifelerine atıfta bulunulmaktadır. 36-37. ayetlerde, “Musa’nın sahifelerinde bulunanlardan ve ahdine vefa gösteren İbrahim’in sahifelerinde bulunanlardan kendisine haber verilmedi mi?” denildikten sonra 38. ayette “Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez” buyrulmaktadır. Taberî, 38. ayetten itibaren sıralanan hükümlerin önceki ilahî vahiylerde de bulunan ilkeler olduğunu belirtir. İbn Âşûr da bu hükümleri Hz. Musa ve Hz. İbrahim’in sahifelerinde bulunan hakikatlerin açıklanması olarak değerlendirir (Taberî, Câmiʿu’l-beyân; İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, Necm 53/36-38). Bu yönüyle ayet, kişisel sorumluluk ilkesini yalnızca belirli bir olayla ilgili bir hüküm olarak değil, önceki vahiylerde de yer alan bir ilke olarak sunmaktadır.
Ayetin Öncesindeki “Günahını Ben Üstlenirim” Rivayeti
Necm sûresinin 33-35. ayetlerinde Allah’tan yüz çeviren, az miktarda verip sonra vermeyi kesen bir kimseden söz edilmekte ve “Gaybın bilgisi onun yanında mı ki görüp bilsin?” diye sorulmaktadır. Taberî, bu ayetlerin açıklamasında Velîd b. Mugîre hakkında nakledilen bir rivayete yer verir. Buna göre Velîd İslâm’a yönelmeye başlamışken müşriklerden biri onu bundan vazgeçirmeye çalışmış; belirli miktarda mal vermesi halinde karşılaşacağı azabı kendisinin üstleneceğini söylemiştir. Taberî, ardından gelen “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez” hükmünü bu anlatımla ilişkilendirir (Taberî, Câmiʿu’l-beyân, Necm 53/33-38). Begavî de benzer rivayeti aktarır (Begavî, Meâlimü’t-tenzîl, Necm 53/38). Bu rivayeti kesin bir sebeb-i nüzul olarak kabul etmek yerine, tefsirlerde nakledilen açıklamalardan biri olarak değerlendirmek daha ihtiyatlıdır. Ayrıca “Bir başkasının günahını üstlenme” meselesi önceki ayetlerde ele alındığından burada ayrıntıya girmeye gerek yoktur. Rivayetin bu ayet bakımından gösterdiği temel nokta, bir insanın diğerinin Allah karşısındaki günah ve ceza sorumluluğunu onun yerine üstlenemeyeceğidir.
“İnsan İçin Ancak Çalıştığı Vardır”
Necm 53/38’in anlamını belirlemede en önemli unsur, hemen ardından gelen ayetlerdir: “İnsan için ancak çalıştığı vardır. Onun çalışması ileride görülecektir. Sonra kendisine karşılığı tastamam verilecektir.” (Necm 53/39-41) Bu ayetler 38. ayetin hangi bağlamda bulunduğunu oldukça açık biçimde göstermektedir. Önce başka birinin günah yükünün taşınmayacağı bildirilmekte, ardından insanın kendi çalışması ve bunun karşılığı gündeme getirilmektedir. Taberî, “İnsan için ancak çalıştığı vardır” ifadesini kişinin hayır veya şer olarak kendi amelinin karşılığını görmesi şeklinde açıklar. Sa‘dî de ayetleri birlikte değerlendirerek insanın kendi iyi ve kötü amelinden sorumlu olduğunu belirtir (Taberî, Câmiʿu’l-beyân; Sa‘dî, Teysîrü’l-Kerîmi’r-Rahmân, Necm 53/38-41). Dolayısıyla pasajda açık bir anlam zinciri vardır: Bir insan başka birinin günahını onun yerine taşımaz; insan kendi amelinden sorumludur; bu amel ortaya çıkarılacak ve karşılığı kendisine verilecektir.
Başkasının Suçu Sebebiyle Cezalandırılmak
Begavî ve Kurtubî’nin naklettiği başka bir açıklama, Necm 53/38 açısından dikkat çekicidir. İkrime yoluyla İbn Abbas’a nispet edilen bir rivayete göre, Hz. İbrahim’den önce bazı toplumlarda bir insan başka birinin suçu sebebiyle cezalandırılabiliyor; baba, oğul, kardeş veya eş gibi yakınlardan birinin işlediği suç sebebiyle diğer aile fertlerinden karşılık alınabiliyordu. “Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez” ilkesiyle bu uygulamanın kaldırıldığı ifade edilmektedir (Begavî, Meâlimü’t-tenzîl; Kurtubî, el-Câmiʿ li-ahkâmi’l-Kur’ân, Necm 53/38). Bu rivayetin tarihî sıhhati ayrıca değerlendirilmelidir. Ancak müfessirlerin bunu hangi anlamı açıklamak için kullandıkları açıktır: Bir kimse, babasının, oğlunun, kardeşinin veya başka bir yakınının işlediği suçtan dolayı onun yerine suçlu kabul edilip cezalandırılmaz. Dolayısıyla burada da mesele akrabalık yoluyla suç ve sorumluluğun bir kişiden diğerine geçirilmemesidir.
İbn Âşûr’un Dünyevî Sonuçlarla Günah Sorumluluğunu Ayırması
Necm 53/38 hakkında İbn Âşûr’un yaptığı açıklamalardan biri ayrıca önemlidir. İbn Âşûr, bir insanın başka birinin “vizr”ini taşımaması hükmünü açıklarken, günah sorumluluğu ile dünyada işleyen sebep-sonuç ilişkilerini birbirinden ayırır. Önceki kutsal metinlerde babaların fiilleri sebebiyle sonraki nesillerin bazı dünyevî sonuçlarla karşılaşmasına ilişkin ifadeleri değerlendirirken, bunların çocuğun babasının günahını Allah karşısında yüklenmesi anlamına gelmediğini belirtir. Bunları dünyada işleyen sebeplerin meydana getirdiği sonuçlar çerçevesinde ele alır (İbn Âşûr, et-Tahrîr ve’t-Tenvîr, Necm 53/38). Bu ayrım önemlidir. Bir insanın başka birinin “vizr”ini taşıması, o kişinin günah ve dinî sorumluluğunun kendisine yüklenmesi anlamına gelir. Bir insanın fiilinin dünyada başka insanlar üzerinde birtakım sonuçlar meydana getirmesi ise farklı bir meseledir. Ancak İbn Âşûr’un açıklamasını aşan bir sonuç çıkarmamak gerekir. Müfessir burada özel bir nesiller arası manevî aktarım sistemi tarif etmemekte; yalnızca günah sorumluluğu ile dünyevî sebep-sonuç ilişkilerinin aynı şey olmadığını belirtmektedir.
Ayetin Sibakı: Amel, Karşılık ve Allah’a Dönüş
Necm sûresinde 38. ayetten sonra kişisel amel ve hesap konusu devam etmektedir. İnsanın kendi çalışmasının görüleceği ve bunun karşılığının eksiksiz verileceği bildirildikten sonra: “Şüphesiz en son varış Rabbinedir.” (Necm 53/42) buyrulmaktadır. Böylece 38-42. ayetler kendi içerisinde bütünlüklü bir anlatım oluşturmaktadır: İnsan başka birinin günah yükünü taşımaz; kendi amelinden sorumludur; yaptığı amel görülecek, karşılığı kendisine verilecek ve sonunda Allah’a dönecektir. Necm 53/38’in siyak ve sibakı birlikte değerlendirildiğinde ayetin merkezinde günah, kişisel amel, karşılık ve Allah huzurundaki hesap bulunduğu görülmektedir. Bu ayete özgü en dikkat çekici hususlar ise söz konusu ilkenin Hz. Musa ve Hz. İbrahim’in sahifeleriyle ilişkilendirilmesi, hemen arkasından “İnsan için ancak çalıştığı vardır” hükmünün gelmesi ve İbn Âşûr’un günah sorumluluğu ile dünyevî sonuçlar arasında yaptığı ayrımdır.
6. “Hiçbir Günahkâr Başkasının Günahını Yüklenmez” Ayetleri Birlikte Ne Söylüyor?
En‘âm 6/164, İsrâ 17/15, Fâtır 35/18, Zümer 39/7 ve Necm 53/38 ayetlerini kendi siyak ve sibakları içerisinde incelediğimizde ortak bir ilkenin öne çıktığı görülmektedir: İnsan, başka bir insanın işlediği günah sebebiyle Allah katında günahkâr sayılmaz ve onun günahından doğan dinî sorumluluk kendisine yüklenmez. Her insan kendi imanından, inkârından, tercihinden ve amelinden sorumludur. Ancak burada önemli olan, bu hükmün neyi ifade ettiğini ve neyi ifade etmediğini birbirinden ayırmaktır. Çünkü “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez” ilkesi ile insanların birbirlerinin davranışlarının dünyevî sonuçlarından etkilenmesi aynı mesele değildir.
6.1. Beş Ayetin Ortak Hükmü: Günah Sorumluluğu Şahsidir
İncelediğimiz beş ayetin bağlamlarında ortak biçimde günah, amel, iman ve küfür, hidayet ve dalâlet, ceza, karşılık ve Allah huzurundaki hesap konuları bulunmaktadır. En‘âm 6/164’te “Herkesin kazandığı kendi aleyhinedir” denilmekte; İsrâ 17/15’in öncesinde insanın amelinin kendi boynuna bağlandığı ve kendi amel defteriyle karşılaşacağı bildirilmektedir. Fâtır 35/18’de günahlarıyla ağırlaşmış kişinin, en yakınından yardım istese bile kendi yükünden hiçbir şeyi ona taşıtamayacağı açıklanmaktadır. Zümer 39/7’de küfür ve şükür tercihi insanın kendi sorumluluğuyla ilişkilendirilmekte; Necm 53/38’in hemen ardından ise “İnsan için ancak çalıştığı vardır” buyrulmaktadır. Taberî, Kurtubî, İbn Kesîr, Fahreddin er-Râzî ve İbn Âşûr gibi müfessirlerin açıklamalarında da “vizr” kavramı günah, vebal ve bundan doğan sorumluluk çerçevesinde ele alınmaktadır. Dolayısıyla bu beş ayetten çıkan ortak hüküm açıktır: Günahın Allah katındaki sorumluluğu şahsidir. Bir insan başka bir insanın işlediği günah sebebiyle onun yerine günahkâr sayılmaz.
6.2. Akrabalık ve Soy Bağı Günahı Bir Kişiden Diğerine Aktarmaz
Bu hüküm akrabalar için de geçerlidir. Fâtır 35/18’de günah yükü ağırlaşmış insanın yardım istediği kişinin “yakını bile olsa” onun yükünden hiçbir şey taşıyamayacağı açıkça belirtilmektedir. Zümer 39/7 hakkında İbn Âşûr’un yaptığı açıklamada da kâfir bir yakının küfrünün mümin aile ferdine günah olarak yüklenmeyeceği belirtilmektedir. Necm 53/38 hakkında Begavî ve Kurtubî’nin aktardıkları açıklamalarda ise baba, oğul, kardeş ve eş gibi yakınlardan birinin işlediği suç sebebiyle diğer aile ferdinin onun yerine cezalandırılması anlayışının reddedildiği görülmektedir. İsrâ 17/15 hakkındaki açıklamalar ise meselenin diğer yönünü göstermektedir. İnsan kendi yanlış davranışını “Atalarımız da böyle yapıyordu” diyerek onların üzerine bırakamaz. Atanın kendi fiilinden doğan sorumluluğu kendisine, aynı davranışı kendi tercihiyle sürdüren kişinin sorumluluğu ise kendisine aittir. Dolayısıyla atanın günahı toruna günah olarak yazılmadığı gibi, torun da kendi yanlışını atasına yükleyerek sorumluluktan kurtulamaz.
6.3. Günahı Yüklenmek ile Günahın Dünyevî Sonuçlarından Etkilenmek Aynı Şey Değildir
Beş ayetin incelenmesinden sonra üzerinde özellikle durulması gereken nokta budur. Bir insanın başka birinin günahını yüklenmesi ifadesi, burada o kişinin işlediği günah sebebiyle diğerinin Allah katında sorumlu ve cezaya müstahak sayılması anlamında ele alınmaktadır.” Klasik tefsirlerde de bu ayrımın örnekleri bulunmaktadır. Kurtubî, En‘âm 6/164’te hiçbir insanın başka bir insanın günahından sorumlu tutulmayacağını açıkladıktan sonra, Enfâl 8/25’teki “Öyle bir fitneden sakının ki içinizden yalnız zulmedenlere erişmekle kalmaz” ayetini hatırlatır. Toplumdaki kötülüklerin meydana getirdiği bazı umumi dünyevî sonuçların yalnızca kötülüğü doğrudan işleyenlerle sınırlı kalmayabileceğini belirtir. İsrâ sûresindeki ayetlerin sıralanışı da dikkat çekicidir. 15. ayette “Hiçbir günahkâr başkasının günah yükünü yüklenmez” denildikten hemen sonra 16 ve 17. ayetlerde toplumların bozulması ve helâkinden söz edilmektedir. Böylece kişisel günah sorumluluğu ile bir toplumun dünyadaki ortak akıbeti aynı pasaj içerisinde fakat farklı meseleler olarak yer almaktadır. İbn Âşûr da Zümer 39/7 ve Necm 53/38’in tefsirinde benzer bir ayrım yapmaktadır. Bir insanın başka birinin “vizr”ini taşımasıyla, dünyada işleyen sebep-sonuç ilişkileri sonucunda başka insanların bir fiilden etkilenmesini aynı şey olarak değerlendirmemektedir. Bu nedenle şu iki hüküm birbirinden ayrılmalıdır: “Hiç kimse başkasının günahından dolayı Allah katında günahkâr sayılmaz.” Ile “Hiç kimse başkasının yaptığı yanlışların dünyadaki sonuçlarından etkilenmez.” aynı şey değildir. Birincisi, incelediğimiz ayetlerin açıkça ortaya koyduğu bir ilkedir. İkincisi ise bu ayetlerde söylenen bir hüküm değildir.
Bu ayrımı günlük hayatta görmek kolaydır. Bir baba kumar sebebiyle aile malını kaybederse çocuk babasının kumar günahını yüklenmez; ancak bunun doğurduğu ekonomik sıkıntılardan etkilenebilir. Bir anne veya baba aile içinde şiddet uyguladığında çocuk onların günahından sorumlu olmaz; fakat şiddetin aile hayatında meydana getirdiği korku ve bozulmanın sonuçlarını yaşayabilir. Bir toplum kaynaklarını tüketir veya gelecek kuşaklara ağır borçlar bırakırsa daha sonra doğan insanlar önceki kuşağın günahını yüklenmezler; fakat onların tercihlerinin meydana getirdiği şartların içinde yaşayabilirler. Dolayısıyla günahın kendisi ile günahın dünyada meydana getirdiği sonuçlar aynı şey değildir.
6.4. Bu Ayetlerin Söylemediği Şeyi de Söyletmemek Gerekir
Burada diğer yönde yapılabilecek aşırı bir yorumdan da kaçınmak gerekir. İncelediğimiz beş ayetin hiçbirinde, ataların işlediği belirli günahların görünmeyen bir mekanizma yoluyla sonraki nesillere aktarıldığı ve örneğin dedenin veya anneannenin işlediği bir günahın torunlarda belirli bir hastalık, boşanma, evlenememe, fakirlik, kaza veya benzeri bir problem olarak ortaya çıkacağı bildirilmemektedir. Kurtubî’nin umumi dünyevî sonuçlara ilişkin açıklaması veya İbn Âşûr’un sebep-sonuç ilişkisine yaptığı vurgu da böyle özel bir aktarım teorisi ortaya koymamaktadır. Müfessirlerin yaptıkları ayrım daha sınırlıdır: Bir insanın başkasının günahından sorumlu tutulması başka, bir insanın davranışının dünyada başkalarını etkilemesi başka bir meseledir. Bu nedenle bu ayetlerden hareketle iki uç sonuca da gidilmemelidir: “Ataların veya başka insanların fiillerinin sonraki insanlar üzerinde hiçbir dünyevî sonucu olamaz.” demek ayetlerin kapsamını aşar. Buna karşılık: “Ataların günahları görünmeyen bir manevî yasa gereği sonraki nesillerde belirli problemler olarak tekrar eder.” demek de bu ayetlerden çıkarılabilecek bir hüküm değildir. Her iki iddia için de ayrıca delil gerekir.
6.5. Başkasını Günaha Sürükleyen Kişi Neden Günah Taşır?
Kur’an’ın bazı ayetlerinde insanları saptıranların başkalarının yüklerinden de taşıyacaklarının bildirilmesi ilk bakışta burada ele aldığımız ilkeyle çelişkili görünebilir. Nahl 16/25’te insanları saptıranların onların günahlarından da bir yük taşıyacakları, Ankebût 29/12-13’te ise kendi yüklerinin yanında başka yükler de taşıyacakları bildirilmektedir. Ancak burada bir insanın günahı diğerinin üzerinden alınarak ona aktarılmamaktadır. Günahı işleyen kendi sorumluluğunu taşımaya devam eder; onu günaha yönlendiren kişi ise başkasını saptırma fiilini kendisi yaptığı için ayrıca sorumlu olur. Hz. Peygamber de: “Kim bir sapıklığa çağırırsa, ona uyanların günahları kadar kendisine de günah vardır; bu, onların günahlarından hiçbir şey eksiltmez.” (Müslim, İlim, 16 [2674]) buyurmuştur. Dolayısıyla burada günahın bir kişiden diğerine devredilmesi değil, aynı kötülükte rolü bulunan kişilerin kendi fiilleri ölçüsünde sorumluluk taşımaları söz konusudur.
Sonuç: Bu Ayetlerin Sınırı Nerede Başlıyor, Nerede Bitiyor?
Beş ayetin siyak ve sibakı ile müfessirlerin açıklamaları birlikte değerlendirildiğinde temel hüküm oldukça nettir: Hiçbir insan başka bir insanın günahından dolayı Allah katında günahkâr sayılmaz. Günahın ve bundan doğan dinî hesabın sorumluluğu şahsidir. Akrabalık ve soy bağı bu sorumluluğu bir kişiden diğerine aktarmamaktadır. Ancak bundan, insanların birbirlerinin davranışlarının dünyevî sonuçlarından hiçbir şekilde etkilenmeyecekleri sonucu çıkmaz. Kur’an’da ve müfessirlerin açıklamalarında ferdî günah sorumluluğu ile fiillerin başkaları üzerinde meydana getirebildiği dünyevî sonuçlar birbirinden ayrılabilmektedir. Aynı şekilde bu ayrımdan hareketle, ataların günahlarının sonraki nesillere belirli problemler şeklinde aktarıldığını ileri süren özel bir manevî aktarım teorisi de kurulamaz. İncelediğimiz beş ayet böyle bir mekanizma tarif etmemektedir. Bu nedenle tartışmanın bundan sonraki aşamasında sorulması gereken soru artık “Bir insan atasının günahını yüklenir mi?” değildir. Bu soruya incelenen ayetler açık biçimde cevap vermektedir: Hayır; herkes kendi günahından sorumludur.
Asıl ayrıca araştırılması gereken soru şudur: Bir insanın işlediği günah veya yaptığı yanlış, günahın dinî sorumluluğu sonraki kişiye geçmeden, çocukları veya sonraki nesiller üzerinde dünyevî birtakım sonuçlar meydana getirebilir mi? Bu soru, “Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez” ayetlerinin doğrudan cevapladığı mesele değildir. Dolayısıyla cevabı da yalnızca bu beş ayetten hareketle değil, Kur’an’ın diğer ayetleri, sahih hadisler ve İslam âlimlerinin konuyla ilgili açıklamaları birlikte değerlendirilerek aranmalıdır.
İlgili Yazılar
Regresyon Terapisinin İslam İnançlarıyla Çelişen Yönleri
Akaşik Kayıtlar ve Akaşa’ya İslamî Bakış Açısı
JASS Tekniği İslam İnancıyla Neden Bağdaşmaz?
Cin Musallatı İnancının Dinî, Tarihî ve Kültürel Kaynakları
Şamanik Şifa: Modern Maskeli Eski Putperestlik
Şeytanın Gerçek Rolü ve Yanlış Algılar
Sorular
“Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez” ayeti ne anlama gelir?
Kur’an’a göre anne babanın günahı çocuklara veya torunlara geçer mi?
“Kimse kimsenin günahını çekmez” ayetlerinin siyak ve sibakı nedir?
Kur’an’da geçen “vizr” (günah yükü) ne anlama gelir?
Günahın sorumluluğu ile günahın dünyevî sonuçları aynı şey midir?
Bir insan başkasının günahının dünyevî sonuçlarından etkilenebilir mi?
Akrabalık ve soy bağı bir insanın günah sorumluluğunu başka birine aktarır mı?
Ataların yaptığı yanlışların sonraki nesiller üzerinde dünyevî sonuçları olabilir mi?
“Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez” ayetleri, nesiller arası manevî günah aktarımını destekler mi?
Başkasını günaha sürükleyen kişi neden onun günahından da pay alır?
Yorumlar (0)
Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.
Yorum yapmak için giriş yapın.