Son yıllarda Aile Dizimi (Family Constellation) adı verilen uygulama, hem popüler kültürde hem de alternatif terapi çevrelerinde dikkat çekici bir yükseliş göstermiştir. Özellikle 2022’de yayınlanan Zeytin Ağacı (Another Self) adlı Netflix dizisinin aile dizimi seanslarını işlemesi, Türkiye’de bu konuya olan merakı ciddi oranda artırmıştır. Kronik aile problemlerine çözüm arayan birçok kişi, bu yöntemin “atalardan gelen yükleri temizlediği” iddiasıyla seanslara katılmaktadır. Aile dizimi uygulayıcıları, aile geçmişinden kaynaklanan travmaların bireylerin hayatını etkilediğini ve bu yöntemle bu travmaların çözülebileceğini öne sürerler. Ancak bu yöntem, kökenleri ve ritüelleri itibariyle tartışmalıdır: Gerçekten bilimsel temelli bir psikoterapi midir, yoksa kadim pagan inançlarından esinlenen bir tür şamanik ritüel mi? Ve daha da önemlisi, İslam inançlarıyla ne derece bağdaşır?
2. Aile Dizimi Nedir? Bert Hellinger’in Hayatı ve Etkilendiği Kültürler
Aile dizimi, 20. yüzyılın sonlarında Alman terapist Bert Hellinger (1925-2019) tarafından geliştirilmiş bir grup terapi yöntemidir. Yöntemin temelinde, bireylerin bugünkü sorunlarının aile geçmişinde yaşanmış çözülmemiş travmalardan kaynaklandığı ve nesiller boyu “bilinçdışı bir sadakat” ile aktarıldığı varsayımı yatar. Bir aile dizimi seansında, bir danışanın aile içi problemi ele alınır ve grup içindeki gönüllü kişiler, danışanın aile üyelerini (temsilciler olarak) canlandırmak üzere seçilir. Seans yöneticisi (kolaylaştırıcı), temsilcileri odanın içine belli bir düzende yerleştirir ve bu kişiler kısa süre içinde temsil ettikleri aile ferdinin duygularını, hatta davranışlarını yansıtmaya başlarlar. Örneğin, hiç tanımadığı halde “baba” rolünü üstlenen bir temsilci, danışanın gerçek babasının ailesinde hissettiği öfke veya üzüntüyü şaşırtıcı biçimde hissedip dile getirebilir. Bu süreçte danışan, adeta geçmiş nesillerle yüzleşerek bastırılmış gerçekleri “görme” ve kabullenme imkânı bulduğunu düşünür.
Bert Hellinger, bu yöntemi geliştirirken klasik psikoterapi yaklaşımlarının ötesine geçmiş, özellikle Güney Afrika’daki Zulu kabilesi arasında edindiği deneyimlerden derin şekilde etkilenmiştir. Hellinger bir Katolik misyoner olarak 1950’li yıllarda Güney Afrika’ya gitmiş ve orada 16 yıl boyunca Zuluların arasında yaşamıştır. 2022 tarihli bir habere göre Hellinger, Zulu kabilesiyle yaşadığı dönemde onların “hayattaki zorlukları atalarıyla simgesel olarak bağlantı kurarak aşma” geleneğini gözlemlemiş ve bu ritüelleri kendi terapötik yaklaşımına uyarlamıştır. Nitekim Hellinger, daha sonra geliştirdiği aile dizimi metodunu “Zulu kabilesinin atalarla bağ kurma yöntemini” modern terapilere entegre ederek oluşturmuştur.
Hellinger’in ilham aldığı Zulu inancı, İslam inancıyla taban tabana zıt birçok unsura sahiptir. Zulular, çok tanrılı (politeist) geleneksel bir dine mensuptur; Unkulunkulu adlı en yüce yaratıcı tanrı başta olmak üzere doğa ile ilişkili pek çok tanrıya inanırlar. Bunun yanı sıra, atalar kültü Zulu inancının merkezinde yer alır: Zulular, ölmüş atalarının ruhlarının kendileriyle beraber yaşamın bir parçası olduğuna ve kritik olaylarda (düğün, doğum, ölüm gibi) ataların ruhlarının rehberlik ettiğine inanırlar. Örneğin önemli bir iş veya hastalık durumunda, ataların desteğini almak için onlara çeşitli adaklar sunulur; bir sığır, koyun veya tavuk kurban edilir ve ataların ruhları, bu sunulanları kabul etmeleri ve yaşayanları kutsamaları için törenle davet edilir. Atalara bu şekilde tapınma ve onlara seslenme, Zulu toplumunda saygı ve vefa göstergesidir: Ataların ruhlarının genellikle iyi huylu ve koruyucu olduğuna, sadece aileden birileri yanlış yola saparsa ufak rahatsızlıklar vererek uyardıklarına inanılır. Bu durumda mutsuz olan ataların ruhlarını yatıştırmak için onlara bira ve et sunmak gelenektir. Görüldüğü üzere, Zulu inanışında ölü atalarla iletişim kurmak, onlardan medet ummak, hatta onların gazabından korkup kurbanlarla gönüllerini almak gibi ritüeller mevcuttur. Bert Hellinger, 16 yılını geçirdiği bu “çok tanrılı putperest” inanışlı toplumun kültüründen aile diziminin mantığını almış ve bunu kendi sistemi içinde şamanik inançlarla birleştirerek kullanmıştır.
Gerçekten de aile diziminin kökenindeki bu unsurlar, pagan (putperest) ritüelleri ve kadim inançları çağrıştırmaktadır. Zulu kabilesinden aldığı ilhamın yanı sıra Hellinger, yöntemi geliştirme sürecinde modern psikolojinin bazı kavramlarını, sistemik aile terapisi yaklaşımını ve filozof Rupert Sheldrake’in ortaya attığı “morfik alan” kuramı gibi tartışmalı teorileri de harmanlamıştır. Sonuçta aile dizimi, bir yandan terapi adı altında uygulanmakla birlikte, öte yandan altında yatan felsefe itibariyle geleneksel Batı dışı manevî öğretilerden ve Yeni Çağ (New Age) akımlarından izler taşımaktadır. Nitekim 2023 yılında Perspectives on Psychological Science dergisinde yayımlanan bir çalışma, Hellinger’in aile dizimi yönteminin muhteva olarak Batı ezoterizmi (gizemci maneviyat) kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Bu araştırma, aile diziminin popülerliğini ve içeriğini ayrıntılı biçimde inceleyerek, yöntemin pek çok esoterik (batıni) düşünceyle paralellikler taşıdığını ve modern psikoloji zemininden çok ezoterik spiritüalite içine gömülü olduğunu ortaya koymaktadır.
Özetle, aile dizimi Hellinger tarafından ortaya atılmış, ancak ilham kaynağı olarak kökleri Avrupa psikoterapi geleneğinden ziyade Afrika kabile kültlerine ve spiritüel felsefelere dayanan bir yöntemdir. Bu durum, yöntemin içindeki kavram ve ritüellerin anlaşılması için önemli bir arka plan sunar. Şimdi, aile dizimi seanslarında görülen belli başlı spiritüalist kavramlara ve uygulamalara yakından bakalım.
3. Kullanılan Spiritüalist Kavram ve Ritüeller
Aile dizimi uygulamalarında, klasik bir psikoterapi seansında rastlanmayacak ölçüde mistik ve spiritüel sayılabilecek bazı kavramlar ve ritüeller öne çıkar. Bunların başlıcaları “alan açmak”, “temsilciye ruh girmesi” (ya da temsilcinin farklı bir ruh haline bürünmesi), “atalarla konuşma” ve “enerji aktarımı” gibi ifadelerdir. Bu terimlerin her biri, aile dizimi pratiğinin anlaşılması için ayrı ayrı ele alınmayı gerektiriyor:
Alan açmak
Aile dizimi seansına başlanırken, facilitatör (yöneticilik yapan terapist) tarafından “alan açma” adı verilen bir hazırlık yapılır. Bu, görünürde seansa zihinsel/ruhsal bir zemin hazırlama amacını taşır. Aslında kastedilen, morfogenetik alan veya “bilgi alanı” denilen kavramın aktif hale getirilmesidir. Aile dizimi destekçilerine göre, her aile sistemi, üyelerinin duygularını ve anılarını barındıran görünmez bir enerji alanına sahiptir. Niyet ve odaklanma ile bu “alan” açıldığında, grup içinde yer alan temsilciler bu alana adeta anten gibi bağlanır. Bir uygulayıcı, bunu şöyle açıklamaktadır: “Niyetle kurulan bir alan… Beynimiz ayna nöronlar ile kuantum alandaki danışanın bilgisini, alandaki temsilcilere aktarır. Çünkü hepimiz birbirimize gözle görülmez bağlarla bağlıyız.”. Görüldüğü üzere burada kuantum alan, ayna nöronlar, morfik alan gibi yarı-bilimsel terimlerle mistik bir olgu tanımlanmaya çalışılmaktadır. Basitçe ifade etmek gerekirse, “alan açmak”, seans boyunca ortaya çıkacak bilinçdışı aile bilgisinin serbestçe akması için manevi bir kapı aralamak demektir. Bu kavram, klasik terapi yöntemlerinde bulunmayan, daha çok enerji terapileri ve Yeni Çağ öğretilerinde rastlanan bir yaklaşımdır.
Temsilciye ruh girmesi (Trans hali)
Aile diziminin en çarpıcı yönlerinden biri, temsilcilerin beklenmedik biçimde canlandırdıkları kişi gibi hissetmeye ve davranmaya başlamasıdır. Seans esnasında bir katılımcı “temsilci” rolünü üstlenip dairedeki yerini aldığı anda birden farklı bir ruh haline büründüğü, kontrolsüz ve garip hareketler sergilediği ve o esnada danışan kişinin ailesine dair şaşırtıcı derecede gerçek ve tutarlı bilgiler söylediği sık gözlemlenen bir durumdur. Örneğin, danışanın vefat etmiş dedesini temsil eden bir gönüllü, aniden dizleri üzerine çöküp “ailede dışlandım, canım çok yanıyor” diyebilir; daha sonra danışan gerçekten de ailesinde dışlanmış bir dede figürü olduğunu teyit edebilir. Bu olgu, dışarıdan bakan biri için sanki temsilciye o atanın ruhu girmiş veya bir şeytani cin/ruhani varlık onu ele geçirmiş izlenimi uyandırabilir. Nitekim birçok aile dizimi eleştirisi, bu seansların adeta ruh çağırma veya medyumluk seanslarına benzediğini belirtir. Uygulayıcılar ise bunun gerçek bir ruh girişi olmadığını, temsilcinin kollektif bilinçdışı ya da morfik alan vasıtasıyla bilgi aldığını savunmaktadır. Onların açıklamasına göre, tüm aile üyeleri görünmez bağlarla birbirine bağlı olduğu için, temsilci bu bağ üzerinden danışanın ailesindeki kişinin duygusunu kendi içinde yansıtmaktadır; bu bir tür yansıtma fenomeni veya ayna nöron etkisi olarak değerlendirilebilir. Hatta bu durumu basite indirgeyerek “Gözlemci Algısı Fenomeni” şeklinde isimlendiren terapistler de vardır. Ancak her halükârda, ortada normal dışı bir durum olduğu hissi güçlüdür. Bilimsel olarak açıklanması güç bu fenomeni kimileri telepati veya sezgisellik ile açıklar, kimileri ise daha eleştirel bir yaklaşımla burada cinlerin/şeytanların bir oyunu olabileceğini öne sürer ki bu noktaya ileride geleceğiz.
Atalarla konuşma
Aile dizimi seanslarında, danışan kişi çoğu zaman aile büyükleriyle (özellikle vefat etmiş olanlarla) bir diyalog içine girer. Seansın ilerleyen kısmında facilitatör, danışanı meydana alarak, örneğin temsilci aracılığıyla dedesiyle yüzleştirir. Danışan temsilciye bakarak dedesine içini döker, sitem veya özür dileme gibi duygusal ifadelerde bulunur; temsilci de o anda hissettiği ruh haline göre danışana cevaplar verir. Bu diyalog, ritüelistik bir atalar töreni gibidir. Aslında ortada fiziksel olarak o ata yoktur, ancak temsili bir varlık üzerinden danışan ölmüş atasıyla adeta konuşmaktadır. Bu süreç, Zulu ve benzeri birçok gelenekteki atalar kültü uygulamalarını andırır. Nitekim Hellinger’in esin kaynağı olan Zulu ritüellerinde de yaşayanların, sembolik de olsa atalarının ruhlarıyla iletişim kurduğu görülür. Zulu terapötik uygulamasında insanlar, yaşamlarındaki zorlukları atalarıyla simgesel bağ kurarak aşmaya çalışırlar; bu yaklaşımı Hellinger aile dizimine taşımıştır. Ne var ki, İslam inancı perspektifinden bakıldığında, ölmüş biriyle konuşmaya çalışmak veya ondan yardım beklemek doğru kabul edilmez. Kur’an, vefat eden bir kimsenin dünya ile fiilî irtibatının kesildiğini, tekrar geri dönüp işlerine müdahil olamayacağını açıkça bildirir. Dolayısıyla, bu tür atalarla konuşma seansları, İslam’da yeri olmayan ruh çağırma (necromancy) uygulamalarına benzemektedir. (Ruh çağırmanın mahiyeti konusunda TDV İslam Ansiklopedisi’nde, bunun ölülerin ruhlarını büyü yoluyla çağırarak onlardan bilinmeyenleri öğrenme amacı taşıyan bir yöntem olduğu ve atalara tapınma gelenekleriyle ilişkili bulunduğu belirtilmiştir.)
Enerji aktarımı
Aile diziminde sıkça duyulan bir diğer kavram “enerji”dir. Seans sırasında ve sonrasında, aile içinde tıkanmış olan negatif enerjilerin açığa çıktığı, yerine olumlu enerji akışının sağlandığı iddia edilir. Temsilcilerin dizilim esnasında yaşadığı duygusal boşalımların, aile sistemindeki enerjiyi dengelediği öne sürülür. Hatta savunucularına göre, dizilim sırasında sadece danışan değil, temsilciler dahil tüm katılımcılar kendi paylarına düşen bir şifa enerjisi alırlar. Bu bakış açısına göre, alanda açığa çıkan bilgi ve duygular, orada bulunan herkes için bir tür kaynak enerji ve şifa akışı sağlamaktadır. Örneğin, bir temsilcinin yaşadığı deneyim, kendi kişisel yaşamında da paralel bir soruna ışık tutar ve temsilci o deneyimden payına düşen dersi/enerjiyi alarak dönüşür. Bu anlatım tarzı, Yeni Çağ spiritüelliğinin “evrene güvenmek, akışa izin vermek” gibi söylemlerini andırmaktadır. Somut bir örnek vermek gerekirse, aile dizimi kolaylaştırıcıları (facilitator) sıkça “sevgi enerjisinin nesiller arasında aktığı”ndan bahsederler; ailede dışlanmış veya unutulmuş bir atanın, dizilim yoluyla onurlandırılmasıyla birlikte aile sistemine sevgi bağının geri döndüğü, böylece torunların üzerindeki görünmez yüklerin kalktığı söylenir. Bütün bu enerji söylemi, bilimsel ölçüm veya gözlemle doğrulanabilir değildir; daha ziyade inanç ve sezgiye dayalıdır. İslamî açıdan bakıldığında ise, bir ritüel sonucunda görünmez enerjilerin açığa çıkıp şifa dağıtması anlayışı, hurafe (safsata) kategorisine girebilir. Çünkü İslam, şifayı ve hayrı doğrudan Allah’tan bilip O’na yönelmeyi öğütler; belirli büyülü ritüellerle kozmik enerjileri harekete geçirmek şeklindeki inançlar, İslam’ın tevhid ilkesiyle bağdaşmaz.
Yukarıda sıralanan kavramlar, aile dizimi pratiğinin salt psikolojik bir teknik olmadığını, ciddi bir spiritüel/idrakî arka planı bulunduğunu göstermektedir. “Alan”, “enerji”, “atalar ruhu” gibi mefhumlar, açıkça metafizik bir çerçeveye işaret etmektedir. Bu durum, bizi bir sonraki kritik soruya götürmektedir: Aile dizimi gerçekten modern bir psikoterapi yöntemi midir, yoksa şamanik bir törenin modernize edilmiş hali midir? Bu soruyu cevaplamak için yöntemin bilimsel değerlendirmesine ve diğer benzer spiritüel uygulamalarla karşılaştırılmasına bakmak gerekir.
4. Aile Dizilimi: Modern Psikoterapi mi, Şamanik Tören mi? (Bilimsel Değerlendirme)
Aile dizimi destekçileri, bu yöntemi bir psikoterapi tekniği olarak tanıtırken; bazı uzmanlar ise yöntem hakkında ciddi çekinceler dile getirmekte, onu bilimsel temelden yoksun bir pseudoscience (sözdebilim) olarak nitelendirmektedir. Nitekim İngiliz Psikoloji Derneği’nin dergilerinden birinde aile dizimi hakkında çıkan eleştiride, yöntemin dayandığı iddiaların paranormal ve bilim dışı olduğu, fizikteki kuantum kavramlarını istismar eden mistik bir dil kullandığı belirtilmiştir. Wikipedia’daki ilgili maddede de aile dizimi, psödobilimsel (sözdebilim) bir terapi metodu olarak sınıflandırılmakta; Hellinger’in bu yöntemi açıklamak için bilim camiasınca geçerliliği kabul görmeyen morfik rezonans gibi kavramlara başvurduğu ve elde edilen olumlu sonuçların ise büyük ölçüde plasebo etkisi, telkin veya empati gibi olağan psikososyal mekanizmalarla izah edilebileceği ifade edilmektedir. Kısacası, aile dizimi ne akademik psikoloji literatüründe ne de kanıta dayalı psikiyatri uygulamalarında genel geçer bir yöntem olarak kabul görmüş değildir. 2023 yılında yayımlanan bilimsel bir analiz, aile diziminin içerik olarak Batı ezoterizmi kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini (yani bir tür modern spiritüel akım olduğunu) belirtirken; yöntem hakkında yapılan akademik araştırmaların henüz etkili ve etik olup olmadığı konusunda tatmin edici sonuçlar vermediğini de not düşmüştür.
Aile dizimi, geleneksel terapilerden bariz şekilde farklı bir pratik sunduğu için, birçok uzman onu bir “alternatif şifa seremonisi” olarak görmektedir. Özellikle yöntem içerisindeki bazı unsurlar, ilk bakışta şamanizm ritüellerini andırmaktadır. Şamanizm, bildiğimiz üzere ilkel toplumlarda görülen, bir şaman (büyücü-hekim) önderliğinde ruhlarla insanlar arasında aracılık yapıldığına ve şamanın trans haline geçerek hastaları iyileştirdiğine inanılan bir inanç sistemidir. Şaman, ayin sırasında kendinden geçip farklı alemlere (gök veya yeraltı dünyalarına) ruhen seyahate çıktığını ve orada görüştüğü varlıklardan bilgiler aldığını iddia eder; ayin bitip normale döndüğünde ise trans halinde neler söylediğini çoğunlukla hatırlamaz. Ne ilginçtir ki, aile dizimi seanslarında da temsilcilerin yaşadığı deneyim, kontrollü bir trans hali olarak yorumlanabilir. Bir temsilci, seans esnasında adeta kendinden geçer gibi tuhaf davranışlar sergileyip sonra normale döndüğünde, az önce söylediklerine kendisi bile şaşırabilir. Şaman ayinlerinde görülen kendinden geçerek başka varlıklarla irtibat kurma motifi, aile diziminde ataların ruhlarıyla veya enerjileriyle irtibat kurma şeklinde tezahür etmektedir. Bir başka benzerlik, kemik atma ritüelidir: Bazı Afrika şamanları, gelecekten haber almak veya hastalığı teşhis etmek için yerlere kemikler veya nesneler saçarlar; aile diziminde de temsilciler odaya yerleştirilerek ailenin adeta “yaşayan bir modeli” oluşturulur ve bu dizilim üzerinden görünmeyen gerçekler okunmaya çalışılır. Bu benzetme, bir terapistin “aile dizimindeki öğelerin, Sangoma denilen geleneksel Afrikalı şifacıların kemik atma pratiğine benzer şekilde yerleştirildiğini” fark ettiğini belirttiği raporda da dile getirilmiştir.
Öte yandan, aile dizimi Yeni Çağ (New Age) akımlarının popüler kavramlarını da bünyesine almıştır. Kuantum mistisizmi, kolektif bilinç, reenkarnasyon, karma, enerji dengesi gibi çağdaş ezoterik öğretilerde sıkça geçen kavramlar, aile dizimi literatüründe yer bulur. Hellinger’in “Aile ruhu” (family soul) veya “büyük ruh” gibi terimler kullanması, yöntemini yarı-mistik bir felsefi temele oturttuğunu gösterir. Hatta Hellinger, bazı görüşleri nedeniyle psikoterapi çevrelerince eleştirilmiş; örneğin aile diziminde ortaya çıkan düzende kadınların her koşulda erkeğe itaatinin doğru ve iyileştirici olduğunu vurgulaması, onun yöntemine ataerkil-mistik bir ideoloji yüklediği gerekçesiyle tepki toplamıştır. Bu yönüyle aile dizimi, objektif bilimsel yöntemden uzaklaşıp bir tür ideolojik-spiritüel öğretiye dönüşmektedir.
Bilimsel açıdan bakıldığında, aile diziminin etkinliğine dair kontrollü çalışmalar oldukça sınırlıdır. Yöntemin savunucuları, seanslar sonucunda danışanların hayatında olumlu değişimler gözlendiğini rapor etmektedir; ancak bu değişimleri spesifik olarak dizilim yöntemine atfetmek güçtür. Çünkü seanslar yoğun duygusal deneyimler içerir ve katarsis (iç dökme) etkisi yaratır. Bu etki, geçici bir rahatlama ve problem algısında değişim sağlayabilir. Kaldı ki söz konusu olumlu değişimler, plasebo veya grupla paylaşımın terapötik etkisi gibi bilinen psikolojik mekanizmalarla izah edilebilir. Nitekim 2013’te Almanya’da yapılan bir araştırma, aile dizimine katılanların yaşadığı iyileşme hissinin büyük ölçüde öneriye açıklık (suggesyon) ve grup desteğiyle bağlantılı olduğunu ortaya koymuştur. Dolayısıyla, henüz geniş ölçekli, çift kör kontrollü bir çalışma ile etkinliği kanıtlanmamış bu yöntemi, kanıtlanmış bir psikoterapi olarak görmek doğru değildir.
Mistik Seanslarda Yaşanan Bilgi Aktarımları: Şeytanî Bir Aldatmanın Perde Arkası
Aile dizimi seanslarında gözlemlenen olağanüstü haller, temsilcilerin tanımadıkları aile bireylerine dair bilgiler vermesi, duygusal durumları yansıtmaları ve bir anda trans benzeri hâllere girerek “başka biriymiş gibi” davranmaları, uygulayıcılar tarafından genellikle “kolektif bilinç alanı”, “kuantum rezonansı” ya da “sevgi enerjisi” gibi kavramlarla açıklanmakta; bu açıklamalar ise çoğu zaman metafizik bir boyut taşımaktadır. Ancak bu tür yaşantılar, İslamî perspektiften ele alındığında, şeytanî bir aldatma düzeneğinin izlerini taşımaktadır.
Kur’ân-ı Kerîm’de şeytanın insan üzerindeki etkisinin kuvvetli olduğu birçok ayette açıkça ifade edilmiştir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bu gerçeği şöyle beyan eder: “Şeytan, Âdemoğlunun bedeninde kanın dolaştığı gibi dolaşır.”( Buhârî, İ‘tikâf, 11) Bu hadis, şeytanın sadece vesvese veren bir varlık olmadığını, aynı zamanda insanın zihinsel ve fiziksel süreçlerini doğrudan etkileyebilecek bir güce sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Aile dizimi gibi kökeninde şirk, bâtıl inanç ve hurafe barındıran uygulamalara katılan kimselerin, bu tür metafizik tesirlere açık hâle gelmesi İslamî açıdan son derece tehlikelidir. Zira Kur’an’da şöyle buyrulur: “(Şeytan) Gerçekten sizin için apaçık bir düşmandır.” (Bakara 2/168)
Seanslarda gözlenen bilgi aktarımları, şeytanın aldatma taktiklerinden biri olarak değerlendirilmelidir. Temsilcilerin, danışan hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadan doğru cümleler kurabilmesi, kişisel hikâyeleri isabetli şekilde yansıtabilmesi, İslamî hüküm açısından gayba dair bilgi aktarımı anlamına gelir. Bu ise yalnızca Allah’a mahsustur: “De ki: Göklerde ve yerde gaybı Allah’tan başka kimse bilmez.” (Neml 27/65) Eğer söz konusu bilgiler uydurma değilse ve gerçekten doğruysa, bunun meşrû bir kaynaktan gelme ihtimali yoktur. Bu noktada geriye tek açıklama kalır: şeytanî cinlerin temsilciye musallat olarak, danışana dair bilgileri fısıldaması. Cinni şeytanlar, insanların geçmişine dair bazı bilgileri diğer insanlara fısıldayabilir. Medyumlukta ve büyüde olduğu gibi, bu bilgi alışverişi daima aldatma amaçlıdır.
Benzer bir yaklaşımı “Neden Bioenerjiyi Bıraktım?” adlı kitabımda da dile getirmiştim. Orada da belirttiğim gibi, şeytan bir kişiye sahte rüyalar, ruhani imgeler, hatta kalp okuyormuş hissi vererek kişiyi kandırır. Bu aldatmanın en etkili hali ise kişiye fayda gibi görünen rahatlamalarla birlikte gelir:“Şeytan kişiye rüyalar göstermekte, vizyonlar açmakta, kalplerden geçenleri bildirmekte, dingin duygular vermektedir... Böylece uygulayıcı iyi bir niyetle çıktığı yolun sonunda şeytanın tuzağına düşer.” (Neden Bioenerjiyi Bıraktım?, s. 13)
Seans sonrası yaşanan “iç huzuru”, “bedensel gevşeme” veya “duygusal boşalma” gibi durumlar, Kur’an’da geçen şu ayetle daha net anlaşılır: “Andolsun, onları mutlaka saptıracağım, mutlaka onları boş kuruntulara düşüreceğim...” (Nisâ 4/119) Şeytan, kişiyi bâtıl bir yolda tutmak için geçici ferahlıklar sunabilir. Bu tür “fayda”lar, aslında istidrac yani Allah’ın, kulunu helake yaklaştırmak için şeytana fırsat vermesi anlamına gelir.
Bazı temsilcilerin ağlaması, titremesi, başkası gibi konuşması, hatta seans sonrası hiçbir şey hatırlamaması gibi durumlar; doğrudan medyumluk, cin musallatı ve trans hâllerinde görülen örüntülerle örtüşmektedir. Bu tür semptomlar, İslamî kaynaklarda “şeytanın hâkimiyeti” ya da “cin etkisi” olarak adlandırılır. İbn Kayyim el-Cevziyye şöyle der: “Cinler bazı insan bedenlerini istila edebilir, onları konuşturabilir, ağlatabilir, hatta bayıltabilir. Bu cinler, insanları büyüye veya şirke düşürmek için bedeni bir vasıta gibi kullanırlar.” (Zâdü’l-Meâd, c. 3)
Özetle, seanslarda yaşanan metafizik bilgi aktarımları, sahte trans hâlleri, temsili rollerin duygusal yoğunluğu gibi tüm bu deneyimler; gerçekte şeytanın kurduğu ve adım adım yönettiği bir bâtıl tiyatronun sahneye yansımalarıdır. Kişiler bu oyunun parçası hâline geldikçe, hakikatten uzaklaşmakta, bâtıl sistemlere bağlanmakta ve İslam’ın teklif ettiği sahih çözüm yollarını terk etmektedirler. Bu sebeple, “Ama biz kendimizi iyi hissettik, içimiz rahatladı, sorunlarımız hafifledi” gibi ifadeler, yöntemin meşruiyetine delil olamaz. Zira şeytan da, kişiyi sistemin içine çekmek adına geçici dünyevî faydalar sunabilir. Bu noktada, iyi niyetli olmak, batıl bir uygulamayı meşrû kılmaz. Çünkü İslam’da amelin geçerliliği yalnızca niyetle değil; usûl, kaynak ve hedefin sahihliğiyle mümkündür.
Sonuç olarak, aile dizimi, akademik ve bilimsel zeminde kabul görmeyen, fakat bazı kişilerde subjektif iyileşme hissi yaratabilen bir yöntemdir. İçerdiği uygulamalar, modern psikoterapiden çok, kadim ruhani törenleri andırmaktadır. Bu nedenle, “modern terapi mi, şaman ayini mi?” sorusuna verilecek cevap, bakış açısına göre değişir: Bilim insanları için bu yöntem kanıtlanmamış bir teknik, dinî hassasiyeti olanlar için ise tehlikeli bir ritüeller manzumesidir. Her iki durumda da, yöntem büyük bir soru işareti barındırmaktadır. Özellikle de inanan Müslümanlar için, aile diziminin içerdiği şirk riski ve itikadî problemler, konunun en kritik boyutudur. Şimdi, aile dizimindeki unsurların İslam akaidiyle hangi noktalarda çatıştığını daha detaylı ele alalım.
5. İslamî İnançlarla Çelişen Unsurlar
Aile dizimi uygulamalarının muhtevasında, İslam’ın temel inanç ilkeleriyle bağdaşmayan çeşitli unsurlar bulunmaktadır. Bunları başlıca üç kategoride inceleyebiliriz: (a) Şirk içerikleri (Allah’a ortak koşmaya yol açabilecek inanç ve pratikler), (b) Bid‘at ve hurafe niteliğindeki uygulamalar (dinde temeli olmayan uydurma ritüeller ve batıl inançlar) ve (c) Ölülerle iletişim ve reenkarnasyon gibi inançlar. Bu unsurlar, İslam açısından büyük risk taşımaktadır.
Şirk Unsurları:
İslam’da şirk, Allah’tan başka ilahlar edinmek, O’na ortak koşmak veya yalnızca Allah’a has özellikleri (mutlak kudret, gaybı bilme, yardım etme gücü vb.) başka varlıklara atfetmek demektir. Kur’an’da Allah, şirk günahını bağışlamayacağını kesin bir dille bildirmekte (Nisâ 4/48), tevhidin (Allah’ı birlemenin) tam zıddı olan bu inancı en büyük sapma olarak nitelemektedir. Aile dizimi uygulamasında açıkça putperest bir ibadet yokmuş gibi görünse de, altında yatan bazı inanışlar kişinin farkında olmadan şirke düşmesine yol açabilir. Örneğin, aile diziminin dayandığı atalar kültü, ölmüş atalara adeta yarı-ilah konumu vermektedir. Seanslarda ataların ruhlarından medet umulması, onların ruhlarının gelip torunlarına şifa dağıtabileceği inancı, İslam’a göre apaçık bir şekilde sorunludur. Zira Kur’an’a göre şifa da yardım da yalnız Allah’tandır. Ataları doğrudan doğruya yardıma çağırmak, onlarla konuşup onlardan çözüm beklemek, İslam’ın tevhid anlayışıyla çelişir. Bu noktada bir mü’minin hassas olması gerekir: “Atalarımızın ruhları bize rehberlik ediyor, onlardan şifa geliyor” gibi bir inanç, her ne kadar masum görünse de, neticede gaybı bilen ve tasarruf eden bir güç vehmetmek anlamına gelir ki bu da şirke kapı aralar. TDV İslam Ansiklopedisi’ndeki Ruh Çağırma makalesinde, ölülerin ruhlarıyla iletişim kurma girişiminin temelinde “ölen kimselerin yaşayanların işleriyle ilgilenmeye devam ettikleri ve geleceği bildikleri” gibi bir inanca kapılmanın yattığı, bunun da karmaşık atalara tapınma ritüelleriyle bağlantılı olduğu vurgulanmıştır. Bu tür bir inanç, İslam’ın “gaybı ancak Allah bilir” (Neml 27/65) ve “yardım ve medet ancak Allah’tandır” ilkelerine aykırıdır.
Aile diziminde dikkat çeken bir diğer şirk unsuru, kâinata ve enerjiye atfedilen güçlerdir. Dizim felsefesinde “evrenin bizi yönlendirmesi”, “enerjinin şifalandırması” gibi ifadeler sıkça kullanılır. Mesela “aile ruhu bizi yönetti” veya “enerji alanı problemi çözdü” demek, kulağa masum gelse de teolojik açıdan problemlidir. Elbette ki tabiatta Allah’ın koyduğu birtakım düzenler, enerjiler vardır; ancak bunları şuurlu ilahî güçlermiş gibi ele almak yanlıştır. New Age akımların sıkça düştüğü bir hataya burada da rastlanır: Enerjiye tapınma diyebileceğimiz bir tutum. Oysa Müslüman, “enerji bana şifa verdi” değil, “Allah şifa verdi” demelidir. Eğer aile dizimi seansı sonunda bir ferahlık hissedildiyse bile, bunun Allah’ın izniyle olduğunu bilmeli; yoksa “atalarımızın ruhları bizi iyileştirdi” demek, farkında olmadan insanı şirke sürükleyebilir. Kur’an’da müşriklerin bile Allah’ı tümden inkâr etmediği, ancak O’nun yanında aracı/ortak kabul ettikleri bildirilir (Ankebût 29/61-65). Dolayısıyla bir mü’minin “Ben yine Allah’a inanıyorum ama atalarımın ruhlarından da yardım alıyorum” şeklindeki düşüncesi de tehlikelidir. Şirk öyle sinsi bir tuzaktır ki, kişinin niyeti başlangıçta Allah’ı inkar etmek olmasa bile, O’na ait kudret sıfatını başkasına verdiğinde şirk günahına düşmüş olur.
Aile dizimi gibi uygulamalara katılmak akideye zarar verebilir. Çünkü bu tip seanslarda cinni şeytanların devreye girerek insanları aldatması söz konusudur. Cinni şeytanlar insanlara kendilerini “atalarının ruhları” olarak tanıtıp güven kazandırabilirler. Tarih boyunca pek çok cinci medyum, seanslarında cinlerin kendilerine ölmüş insanların ruhu kılığında göründüğünü iddia etmiştir. Bu yüzden, bir Müslüman için en selametli yol, bu tür belirsiz mahiyetteki işlere hiç tevessül etmemektir. Aile dizimi seansının içeriğinde bulunan dua dışında varlıklardan yardım talebi, ruh çağırma benzeri süreçler, evrene mistik güçler atfetme gibi her bir unsur, İslamî literatürde şirk veya en azından şirk tehlikesi olarak değerlendirilir.
Bid’at ve Hurafeler:
Aile dizimi İslam’dan kaynaklanmış bir ibadet veya zikir yöntemi değildir; tamamen başka kültürlerin ve modern kurguların ürünüdür. Dolayısıyla bir Müslümanın bunu dînî bir pratik gibi uygulaması söz konusu olamaz. Fakat bazen müslüman toplumlarda, Kur’an ve Sünnet’te yeri olmadığı halde bazı sorunları çözmek adına uydurulmuş ritüeller ortaya çıkabiliyor. Aile dizimi konusunda da, bazı kişiler “İslami aile dizimi” gibi kavramlar öne sürerek bu yöntemi meşrulaştırmaya çalışabilir veya İslami terminolojiyle harmanlayabilirler. Bu çok tehlikeli bir yaklaşımdır; zira dinde aslî kaynaklarda bulunmayan herhangi bir ritüel, hayırlı bir amaç için bile icat edilse bid’at kapsamına girer. Peygamberimiz (s.a.v.), “Sonradan uydurulan her şey bid’attir, her bid’at dalalettir (sapıklıktır)” (Müslim, Cum‘a, 43) buyurarak bu konuda ümmeti uyarmıştır.
Aile dizimi bir terapi yöntemi olarak ortaya atıldığı için, bunu uygulayan bir müslüman belki “Ben ibadet yapmıyorum ki, sadece terapi alıyorum” diyebilir. Ancak içerikte yer alan manevî ritüeller, kişinin niyeti öyle olmasa bile bir çeşit dini ayine dönüşmektedir. Mesela seans öncesi meditasyonvari hazırlıklar, atalara saygı duruşu niteliğindeki cümleler, bunların hepsi dinde olmayan uygulamalardır. Bazı sözde “manevi şifa” uygulayıcılarının, aile dizimine benzer şekilde nesiller arası sorun çözmek için belirli ayet ve sureleri belli sayılarda okuma reçeteleri verdikleri de biliniyor. Örneğin; “Gün dönümünde şu kadar Fatiha, 7 gün boyunca 313 Yasin oku, şu saatte 41 defa şu duayı tekrar et, böylece aile büyüğünün ruhu huzura kavuşsun” gibi tamamen uydurma formüller dolaşmaktadır. Oysa bunlar ne Kur’an’da ne sahih hadislerde vardır. Ölülerle bağ kesmek için belli duaları belli sayılarda okuma gibi uygulamalar; örnek olarak “günün belli bir saatinde şu kadar Fetih Suresi, şu kadar Kehf Suresi vb. okumak” tarzı pratikleri Hz. Peygamber asla öğretmedi. Tıpkı bunun gibi, aile dizimi de dini bir uygulama gibi algılanıp “atalarımızın ruhunu huzura erdiriyoruz, onlara enerji gönderiyoruz” şeklinde benimsenirse, apaçık bir bid’at yapılmış olur. Üstelik bu bid’at, içerdiği şirk unsurları nedeniyle sıradan bir bid’at değil, çok sakıncalı bir bid’at olur. Hurafe yönüne gelince: Bir hurafe, akla, bilime ve dine aykırı uydurma inanış demektir. Aile dizimindeki “ataların kaderini tekrar etme zorunluluğu”, “ataların ruhunun torununun hayatını etkilemesi” gibi inanışlar, İslam’a göre asılsızdır. Bu bağlamda, aile dizimi yöntemi hem hurafeler içerir hem de bu hurafeleri bir ritüel haline getirerek bid’at boyutuna taşır.
Ölülerle İletişim ve Reenkarnasyon İddiaları:
Aile diziminin inanç boyutunda beliren iki kritik mesele, ruh çağırma (ölülere hitap) ve reenkarnasyon izleridir.
Ölülere hitap / ruh çağırma: Yukarıda “atalarla konuşma” başlığında değindiğimiz üzere, aile dizimi seansları bir nevi ruh çağırma seansı gibi icra edilir. Katılımcılar gerçekten ruh çağırdıklarını iddia etmeseler de, yaptıkları iş özde benzerdir: Vefat etmiş ataların varlığına inanıp onlarla diyalog kurmak. İslam bu tür “öte alemle iletişim kurma” girişimlerini kesinlikle onaylamaz. Hatta bunu tehlikeli görür. Zira genelde böyle seanslar ya dolandırıcılıktır ya da cinlerin oyuncağı haline gelir. Kur’an’da, “ölüler işitmez, kabirlerindeki kimselere sen duyuramazsın” buyurulur (Fatır 35/22). Bu nedenle, bir Müslümanın yapacağı şey, ölmüş bir akrabasını hayırla yad etmek, onun için Allah’a dua etmek olmalıdır; yoksa onun ruhunu gelip kendisiyle konuşmaya zorlamak değil. İslam tarihinde de zaman zaman medyumluk furyaları olmuş, ruh çağırma iddiasıyla masalar etrafında seanslar düzenlenmiştir. Bu girişimler, İslam uleması tarafından haram ve sakıncalı bulunmuştur. Örneğin, Diyanet’in konuyla ilgili bir fetvasında “Ölen bir kimsenin ruhunun başka bir bedenle dünyaya geri gelmesi (tenasüh) inancı İslam’da yoktur; Kur’an, ölenlerin artık berzah alemine gittiğini ve Kıyamet Günü’ne dek geri dönemeyeceğini açıkça bildirir.” denilmektedir. Bu fetvada ayrıca ruh çağırma seanslarının dayandığı inanışın İslam dışı olduğu vurgulanmıştır. Dolayısıyla, aile dizimiyle yapılan “ataların ruhunu temsilciye getirme” veya “ataların hatırasına seslenme” gibi eylemler, iyi niyetli de olsa İslamî açıdan tasvip edilmez.
Reenkarnasyon izleri:
Reenkarnasyon, ruh göçü inancı demektir. Her ne kadar aile dizimi direkt “reenkarnasyon vardır” demezse de, altında yatan bazı fikirler bu inancın izlerini taşır gibidir. Örneğin “atalarınızın kaderini aynen yaşarsınız, onların yaşadıklarını siz de tekrar edersiniz” düşüncesi, bir bakıma atalardan birinin ruhunun sizde yaşaması gibi yorumlanabilir. Aile dizimi teorisinde “aile vicdanı” veya “aile ruhu” kavramları da geçer ki, bunlar sanki kuşaktan kuşağa akan tek bir ruhsal havuz varmış gibi bir anlayış doğurur. Hellinger, çalışmalarında reenkarnasyondan açıkça bahsetmese bile, bazı vakaları anlatırken sanki ölen bir aile ferdinin enerjisi/ruhu toruna geçmiş gibi ifadeler kullanmıştır. İslam, reenkarnasyon inancını kesin surette reddeder. Kur’an’da insanın bu dünyada tek bir ömre sahip olduğu, ölümden sonra tekrar dünyaya dönüşün mümkün olmadığı belirtilir. Mü’minûn Suresi 99-100. ayetlerde, ölüm anında inkarcıların “Rabbim, beni geri gönder de geride bıraktıklarımı telafi edeyim” diye yalvardıkları, ancak bunun asla mümkün olmadığı, ölenle dünya arasında kıyamete dek aşılamaz bir perde (berzah) bulunduğu açıkça vurgulanır. Bu, reenkarnasyon ihtimalini net biçimde dışlar. Ayrıca Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam gibi tevhid dinlerinde, ruhun ölümden sonra başka bedenlere geçtiği inancı asla yer almamıştır; bu inanç daha ziyade Hinduizm, Spiritüalizm gibi akımlarda görülür. Aile dizimi seanslarında reenkarnasyonu andıran bir takım telkinlerin olması, yöntemin inanç yönünden ne kadar sakıncalı olabileceğini gösterir.
Yukarıdaki analizler ile, aile diziminin İslam akaidi ile bağdaşmayan yönlerini ortaya koymaya çalıştım. Şirk riski, bu işin belki de en büyük tehlikesidir; çünkü şirk, insanın tüm iyiliklerini silip götürebilecek bir vebaldir. Onun ardından, bid’at ve hurafe boyutu gelir; zira İslam dini, Allah’ın öğrettiği ibadet ve çareler dışında uydurma yollara sapmayı kabul etmez. Ayrıca ölü ve ruh algısı konusunda da İslam’ın net bir çizgisi vardır: Ruh çağırma, reenkarnasyon gibi konuları inanç sınırlarımız tamamıyla dışlar.
Sonuç ve Tavsiyeler
Bu kapsamlı değerlendirme ışığında vardığımız sonuç şudur: Aile dizimi, kökeni itibariyle İslam dışı inançlardan beslenen, uygulamaları yönüyle şirke ve hurafeye açık kapılar barındıran, bilimsel geçerliliği ise tartışmalı bir yöntemdir. Günümüzde bazı kesimler tarafından psikoterapötik bir çare olarak sunulsa da, müslüman bir bireyin bu yönteme karşı son derece temkinli yaklaşması gerekmektedir.
İslam inancı, insanın ruh sağlığı da dahil her meselesine çözümler sunan, yol gösteren bir sistemdir. Aile içinde nesiller boyu süren sıkıntılar yaşanıyor olabilir; ancak bunların çaresini atalar ruhunu çağırmakta aramak yerine, Allah’ın yardımına sığınmakta aramak en doğrusudur. Unutmayalım ki, Kur’an’da Hz. Yakub (a.s.), evlatlarıyla imtihan edildiğinde “Ben keder ve hüznümü yalnız Allah’a arz ediyorum” (Yusuf 12/86) diyerek bize örnek olmuştur. Yine Peygamber Efendimiz, ailesinde vefatlar peş peşe geldiğinde metanetini koruyup “Biz Allah’tanız ve O’na döneceğiz” diyerek teslimiyet göstermiştir. Bizim de karşılaştığımız ailevi musibetlerde ilacımız sabır, tevekkül ve duadır.
Bu yöntemin cazip görünen iddialarını, mutlaka sağlam bir süzgeçten geçirmek gerekir. “Atalarının ruhlarıyla barış, enerji alanını temizle, kaderini değiştir” gibi sloganlar, ilk duyduğunuzda umut verici gelebilir; fakat arka plandaki inancı ve yöntemi dikkatlice incelediğinizde, bunların İslam’la telif edilmesinin mümkün olmadığını görürürz. Kaldı ki, ortada kanıtlanmış bilimsel bir başarı da söz konusu değildir. Hal böyleyken, hem dininizi tehlikeye atıp hem de belki psikolojik bir hayal kırıklığı yaşamanın anlamı yoktur.
Eğer aile problemleriniz varsa, bir uzmandan psikolojik destek alabilirsiniz – bu doğal hakkınızdır. Ancak alacağınız desteğin yöntemi önemlidir. Aile dizimi gibi okült öğeler barındıran teknikler yerine, klasik aile terapisi, bilişsel terapi, grup terapisi gibi etik ve bilimsel temelli psikolojik yardım yollarını tercih edin. Duygusal yüklerinizi paylaşmak istiyorsanız, güvenilir dost meclislerinde veya danışmanlarla konuşun; ama bir medyumvari ortamda ruh çağırmaya kalkışmayın.
Dinî olarak ise, yapabileceğiniz en güzel şey, Allah’a yönelmek ve O’nun tavsiye ettiği manevi reçeteleri uygulamaktır. Ailenizle birlikte manevi değerlere sarılın. Evde birlikte dua etmeyi, birlikte hayır yapmayı deneyin. Aile büyükleriniz hayatta ise onlarla helalleşin; değillerse ruhlarına Kur’an okuyup dua edin. Ailece her hafta bir sadaka vermeyi alışkanlık haline getirin – niyetinizi de “Allah’ım geçmişimizde bilerek bilmeyerek işlenen hatalara kefaret olsun” diye düzeltin. Göreceksiniz ki kalplerinizdeki yük hafifleyecek, aranızdaki muhabbet artacak. Çünkü Allah’ın ipine tutunan bir aile, fırtınada gemiye sığınanlar gibi güvendedir.
Sonuç bölümünü, bu konuda çıkarmamız gereken ibret ve bilinçle bitirmek isterim: Aile dizimi gibi uygulamalar, bize geleneksel inançlarımızdan bir kopuş yaşatıp yerine ne idüğü belirsiz bir spritüalizm koyma tehlikesi taşıyor. Bu tür akımlar, modern toplumda maneviyat arayan fakat dinî bağları zayıflamış insanlara çekici geliyor. Ancak müslümanlar olarak bizim öz manevi hazinemiz o kadar zengin ki, başka diyarlarda şifa aramaya gerek yok. Kur’an, Sünnet, dua, zikir, tevbe, şükür, sabır… Bunlar bize Allah’ın öğrettiği terapilerdir aslında. Hem ruhumuzu doyurur hem Rabbimizin rızasına uygun olduğu için bereket getirir.
Aile diziminin yükselen popülaritesi belki de toplumumuzdaki manevi boşluğun bir yansımasıdır. O halde yapmamız gereken, kendi inanç değerlerimizi sağlamlaştırmak ve insanlara İslam’ın sunduğu helal ve temiz şifa yollarını anlatmaktır. Bu makalede de bunu yapmaya çalıştık: Konuya ilgi duyan üniversite mezunu uygulayıcılara ve genel halka, meselenin İslamî perspektiften nasıl göründüğünü kaynaklara dayanarak aktardık.
Tavsiyeler bölümünde özet mahiyetinde şunları söyleyebiliriz:
İtikadınızı koruyun: Manevi arayışlarınızda, inancınızın sınırlarını aşabilecek yollara tevessül etmeyin. Şirk tehlikesi içeren hiçbir yönteme meyletmeyin. Unutmayın, dünyadaki sıkıntıyı giderirken ebedi hayatınızı tehlikeye atmak akıllıca değildir.
Kur’an ve Sünnet rehberliğinde kalın: Ailevi problemler de dahil her konuda Kur’an ve Peygamber öğretileri en sağlam kılavuzdur. Onların çizmediği yollarda bir ışık gördüğünüzü sansanız bile, o yanıltıcı olabilir.
Şüpheli terapilerden uzak durun: Psikolojik destek alırken, terapistin uyguladığı yöntemin meşruiyetini araştırın. Eğer astroloji, tarot, enerji şifası, aile dizimi gibi metafizik unsurlar içeriyorsa, bunlardan kaçının. Bunun yerine alternatif olarak İslamî bakış açısına sahip psikolog veya danışmanları tercih edebilirsiniz; günümüzde maneviyat destekli terapötik yaklaşımlar da mevcuttur.
Aile içi iletişimi ve helalleşmeyi artırın: Birbirinizle konuşun, dertleşin, mümkünse aile büyükleriniz hayattaysa onların tecrübelerini ve dualarını alın. Kuşaklar arası kopukluk varsa, bunu onarma yoluna gidin. Aile dizimi, insanlara “aileni dizip yüzleş” derken aslında onların yapamadığı bir şeyi sembolik ortamda yaptırıyor: Yüz yüze konuşmayı. Oysa bunu gerçek hayatta yapabilsek belki de çoğu sorun çözülecek. Örneğin babanızla yıllardır çözemediğiniz bir mesele varsa, bir danışman eşliğinde aile terapisine katılıp konuşmayı deneyin; bunu yapmadan ölmüş dedenizin ruhuyla konuşmaya çalışmak akıl karı mı?
Duanın gücüne inanın: Ailecek Allah’a yönelip O’ndan isteyin. Belki bu, denemediğiniz bir şeydir. Bazen bir babanın evlatları için gözyaşıyla yaptığı dua, yılların kısır döngüsünü kırar. Bazen bir annenin yüreklendirmesi, neslinin kaderini değiştirir. Yeter ki bu duaları ve umutları diri tutalım.
Son tahlilde, diyebiliriz ki “şifa” arayışında yolu “şirk” uçurumuna çıkabilecek patikalara sapmaktansa, Sırat-ı Müstakîm üzerinde sabırla yürümek en emin yoldur. Aile dizimi uygulamalarının İslamî açıdan eleştirisini yaparken amacımız kimseyi yargılamak değil, bir bilinç uyandırmaktır. Pek çok kişi, belki de bu yöntemin perde arkasını bilmeden iyi niyetle katılıyor olabilir. Fakat bilgi sahibi olduktan sonra, işin aslını öğrendikten sonra, artık tercihimizde mesuliyet başlar.