Özetle:
1. Reiki nedir? Reiki, Japon kökenli bir “enerjiyle şifa” uygulamasıdır. “Rei” evrensel, “ki” yaşam enerjisi demektir; Reiki, evrende var olduğuna inanılan yaşam enerjisini ellerle aktarıp şifa vermeyi hedefler. Bu öğreti, Budist ve Şintoist mistisizmden etkilenmiş kadim bir teknik olarak sunulur.
2. Şifa gücü kimin? Reiki uygulamalarında şifa ve mucize etkiler, çoğu zaman Allah yerine enerjiye veya sembollere atfedilir. Oysa İslam’a göre şifa yalnızca Allah’ın izniyledir; mucize ise yalnız peygamberlere verilen bir güçtür. Bir sembolü veya “evrensel enerjiyi” şifa kaynağı görmek, inanç temelinde şirk tehlikesi taşır.
3. Melekler, ruhsal rehberler: Bazı Reiki teknikleri, meleklerden veya görünmez “rehber varlıklardan” yardım almayı telkin eder. Allah’tan başkasına dua etmek veya metafizik varlıklardan medet ummak İslam’da kesinlikle yasaktır. Bu tür pratikler, farkında olmadan cinler ile irtibat anlamına gelebilir ve şirke yol açar.
4. Bid’at ve dinî kavramların istismarı: Reiki uygulayıcıları kimi zaman İslamî kavramları kullanarak meşruiyet arar. Örneğin “İslami Reiki” adıyla zikir veya ablution benzeri ritüeller icat edilir, Esmaü’l-Hüsna (Allah’ın isimleri) tespiti astrolojik burçlarla ilişkilendirilir. Bu tür yenilikler dinde olmayan uygulamalardır (bid’at) ve halkı yanıltır.
5. Hurafe ve bâtıl inanışlar: Reiki öğretilerinde reenkarnasyon (ruh göçü), çakra dengeleme, aura görme, geçmiş yaşamlarla iletişim, gök cisimlerinden enerji çekme gibi İslam dışı mistik inanışlar bulunur. Bunlar hurafe ve bâtıl inanç kategorisine girer; İslam’ın tevhid inancına ve ahiret anlayışına aykırıdır.
6. Bilimsel durum: Reiki’nin etkileri bilimsel olarak kanıtlanamamıştır. Hiçbir ölçüm cihazı “evrensel yaşam enerjisi”ni tespit edememiş, klinik araştırmalar Reiki’nin plasebodan öte bir iyileştirici etkisi olduğunu gösterememiştir. Dolayısıyla Reiki, modern tıp çevrelerinde psödobilim (sözde bilim) olarak görülmektedir.
7. İslam’a göre değerlendirme: Müslümanlar için Reiki uygulamalarına yönelmek, inanç açısından ciddi riskler barındırır. Allah’a tevekkül ve meşru tedavi arayışını bırakıp alternatif “enerji” kaynaklarından medet ummak, dinî sınırları zorlayan bir tutumdur. Kur’an ve sahih hadisler, şifa ve yardımın yalnız Allah’tan isteneceğini, gayb bilgisinin veya olağanüstü güçlerin peşine düşmenin tehlikelerini açıkça ortaya koyar.
8. Sonuç: Reiki’ye İslami ölçülerle bakıldığında, bu pratiğin içinde barındırdığı şirk, bid’at, hurafe ve bâtıl inanış unsurları net bir şekilde görülür. Bilimsel açıdan da temelsiz olan Reiki, inanç ve akide üzerinde tahribat yapabileceği için sakınılması gereken bir uygulama olarak değerlendirilebilir.
Giriş
Reiki, günümüzde popülerlik kazanmış bir alternatif şifa yöntemi olarak tanıtılmaktadır. “Evrensel yaşam enerjisi” anlamına gelen Reiki, uygulayıcının elleri aracılığıyla kozmik enerjiyi yönlendirip fiziksel ve ruhsal iyileşme sağladığı iddiasına dayanır. Kökeni 19. yüzyıl Japonya’sında Mikao Usui adlı bir rahibin deneyimlerine dayanan Reiki, Budizm ve Shinto gibi doğu inançlarının mistik unsurlarını barındıran bir öğretidir. Her ne kadar bazı çevreler Reiki’yi dinler üstü veya saf enerji tekniği olarak göstermeye çalışsa da, uygulamanın felsefesi ve pratikleri incelendiğinde İslam inancıyla çelişen birçok yön ortaya çıkmaktadır.
Bu makalede, Reiki uygulamalarında geçen ifadelere ve iddialara İslamî bakış açısıyla yakından bakıyoruz. Reiki ile ilgili metinlerde ve öğretilerde, şirk (Allah’a ortak koşma), bid’at (dinde aslı olmayan uygulama), hurafe (batıl, akıldışı inanış) ve bâtıl inanç unsurlarının örneklerini tek tek ele alacağız. Her bir örneği, İslam’a neden aykırı olduğunu açıklayan yorumlarla birlikte sunacak; mümkün olduğu kadar Kur’an ayetleri, sahih hadisler ve muteber İslami kaynaklardan delillerle destekleyeceğiz. Ayrıca Reiki’nin bilimsel tutarlılığı da kısaca değerlendirilecek, böylece konunun hem inanç boyutu hem aklî boyutu bütüncül bir şekilde anlaşılmaya çalışılacaktır.
Reiki’de Şirk Unsurları
İslam’da şirk (Allah’a ortak koşmak), affedilmez en büyük günah olarak tanımlanmıştır (Maide 5:72). Şirk; Allah’a ait bir özelliği, kudreti veya otoriteyi başka bir varlığa atfetmek, O’ndan başkasına ilahlık vasfı vermektir. Reiki uygulamalarında doğrudan putperestlik olmasa da, şirk riskini barındıran çeşitli inanç ve pratikler gözlemlenir. Aşağıda bunların belli başlı örnekleri ve neden şirk kapsamına girebileceği açıklanmaktadır:
Şifa Ve Mucize Gücünü Allah’tan Başkasına Atfetmek
Reiki literatüründe, insanüstü şifa etkileri “mucize” olarak tanımlanmakta; fakat bu mucizenin kaynağı olarak Allah yerine Reiki sembolleri gösterilmektedir. Örneğin ünlü bir Reiki üstadı olan Stein’e (Steine) göre, Reiki şifacılarının seanslarında görülen olağanüstü iyileşmeler, Reiki’nin ustalık sembolü “Dai-Ko-Myo” sayesinde gerçekleşen mucizelerdir. Hâlbuki mucize kavramı, İslam’da sadece Allah’ın peygamberlerine bir destek ve delil olarak bahşettiği olağanüstü olaylar için kullanılır. Hiçbir insan, kendi çabasıyla veya semboller aracılığıyla mucize gerçekleştiremez. Mucizevi şifaları Allah’tan bağımsız bir enerjiye veya nesneye atfetmek, o şifa gücünde Allah’a ortak koşmak anlamına gelir. Nitekim Kur’an’da, “Hastalandığım zaman bana şifa veren O’dur (Allah’tır)” buyuran Hz. İbrahim’in duası (Şuara 26:80), şifanın yegâne sahibinin Allah olduğunu vurgular. Başka bir ayette Yüce Allah şöyle ihtar eder: “Allah’ı bırakıp da sana fayda vermeyecek, zarar da veremeyecek şeylere yalvarıp yakarma. Eğer böyle yaparsan şüphesiz zalimlerden (şirk koşanlardan) olursun!” (Yunus 10:106). Sonuç olarak, Reiki’de sembollere veya insanın evrene sunduğu enerjiye mutlak bir iyileştirici güç atfetmek, İslam inancına göre açık bir şirk unsurudur.
Allah Yerine Meleklere Veya Ruhani Varlıklara Dua Etmek
Bazı Reiki ve “enerji şifa” uygulamalarında, meleklerden veya “ruhsal rehber” denilen varlıklardan yardım istenmesi öğütlenir. Örneğin bir Reiki uygulayıcısının paylaşımlarında, Başmelek Mikâil’e niyet edilerek ondan yardım talep edilmesi, hatta “Hangi melekten, hangi yardımı istemeliyim?” diye soranlara rehberlik edilmesi tavsiye edilmiştir. Hatta bu kişi, Kur’an’dan bazı ayetleri de referans göstererek (Enfal Suresi 9. ayet, Allah’ın kullarına şah damarından yakın olduğunu hatırlatarak) meleklerden yardım isteme inancını İslami bir çerçeveye oturtmaya çalışmaktadır. Oysa İslam’da dua ve niyaz yalnızca Allah’a yapılır. Meleklere, velilere veya herhangi bir ruhani varlığa doğrudan yardım çağrısında bulunmak kesin bir şekilde yasaklanmıştır. Kur’an, “Mescidler Allah’ındır, öyleyse Allah ile birlikte hiçbir kimseye yalvarıp yakarmayın” diye buyurarak (Cin 72:18) dua edilecek tek mercinin Allah olduğunu bildirir. Melekler, İslam inancında sadece Allah’ın emirlerine itaat eden kullarıdır; kendi başlarına duaları dinleyip karşılık verecek, insanların dileklerini yerine getirecek bağımsız güçleri yoktur (Neml 27:65). Bu nedenle Reiki kapsamında melek çağırma ritüelleri yapmak, tevhidi ihlal eden bir şirktir. Nitekim Peygamber Efendimiz (sav) şöyle ikaz etmiştir: “Dua ibadetin özüdür.” (Tirmizî, Deavât, 1). İbadet yalnız Allah’a yapıldığına göre, duanın da Allah’tan başkasına yöneltilmesi ibadeti başkasına yöneltmek anlamına gelir ki bu, şirkin ta kendisidir. Ayrıca melekleri yardıma çağırma düşüncesi çoğu zaman insanları muska, tılsım gibi nesnelere bel bağlamaya götürür ki, bu da ayrı bir şirk tehlikesidir. Nitekim Hz. Peygamber, korunmak amacıyla nazarlık, muska gibi şeyler takmayı şirk olarak nitelemiştir: “Kim bir muska takarsa Allah’a ortak koşmuş olur.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, no: 16969) Bu hadis, Allah’tan değil de herhangi bir varlıktan medet ummanın şirk kapsamına girdiğini net bir biçimde ortaya koyar. Reiki uygulayıcılarının pazarladığı “Şifa Meleği İsrafil Kolyesi, Bereket Meleği Kolyesi” gibi nazarlıklar da bu hadisin ışığında son derece sakıncalıdır. Bir kolye takarak meleklerin gücünü çekebileceğine inanmak, tıpkı muska takmak gibi, kişiyi Allah’tan başkasından medet ummaya sevk eder. İslam’a göre bütün yardım ve şifa yalnız Allah’tandır; melekler de ancak O’nun izniyle ve O’nun emrettiği görevlerde çalışırlar (Enbiya 21:26-27).
Ruhsal Rehber Ve Medyumluk İddiası:
Reiki’nin ileri seviye uygulamalarında sıkça bahsedilen bir konu da başka boyutlarla irtibat kurma, ruhsal varlıklardan bilgi alma meselesidir. Reiki 2 inisiyasyonunda (uyumlamasında) şifacıya başka gerçekliklerle iletişim kurmayı, bilgi ve yardım almak için başka dünyalarla bağlantı kurmayı öğrenme gibi deneyimler vaat edilir]. Uygulayıcılar “manevi rehber” adını verdikleri varlıklardan mesajlar aldıklarını, seanslarda görünmeyen varlıkların kendilerine yön verdiğini iddia etmektedir. Hatta Reiki’nin kurucusu Usui’nin aydınlanma tecrübesi anlatılırken, meditasyon sırasında üçüncü gözüne inen bir ışık huzmesinden ve bu sayede Reiki sembollerinin bilgisine vakıf olduğundan bahsedilir; ardından da “içinde tanrıların ve şeytanların kol gezdiği engin dünyalar” gibi ifadelere yer verilir. İslam’a göre, Hz. Muhammed (sav)’den sonra vahiy kapısı kapanmıştır ve gayb âleminden insanlara din veya hidayet içerikli özel bir bilgi akışı olmayacaktır (Maide 5:3). Hal böyleyken, Reiki ustalarının görüştükleri “ruhsal rehberler” kimlerdir? Bu soruyu sormak gerekir. Kendilerinin “melek” veya “yüce varlık” olarak tanımladıkları rehberlerin gerçekte cinnî şeytanlardan başkası olmadığı gayet aşikardır. Zira insan, Allah’ın izni olmadan gayb alemiyle doğrudan iletişime geçemez; eğer böyle bir temas veya supernatural bir tecrübe yaşanıyorsa, bu durum İslam’da cin çağırma, medyumluk gibi yasak fiillere girer. Nitekim Kur’an’da “Cinlerden bazı erkekler, insanlardan bazı erkeklere sığınırlardı da böylece onların azgınlıklarını artırırlardı” buyrulur (Cin 72:6). Ayet, insanların cinlerle irtibat kurmasının onları dalalete sürüklediğini bildirir. Gerçekten de, Reiki gibi uygulamalarda “evrenden mesaj geldi, ruhsal varlık bana fısıldadı” şeklinde anlatılan hikâyeler, büyük ihtimalle şeytanın oyunudur. Bir kişi şirk bataklığına saplanırsa, cinni şeytanlar ona bazı harikulade destekler gösterebilir; böylece o kimse yanlış yolda olduğunu fark etmeyip kendini özel bir güç sahibi sanır. Reiki üstatlarının dile getirdiği olağanüstü haller de (mesela uzaktan kalp krizi geçiren birini hissetmek, hastanın geçmişini bilmek, vs.) hak yol üzere bir kerametten ziyade böyle tehlikeli bir aldanış olabilir. Sonuç olarak, Reiki’de sözde melekî rehberlere veya ruhsal varlıklara kanal olmak, tevhit inancıyla telif edilemez ve bu tür girişimler kişiyi farkında olmadan şirk günahına veya cinlerin etkisine açık hale getirir.
Evrene Niyet Göndermek Ve Kozmik Güçlerden Medet Ummak:
Yeni Çağ (New Age) ekollerinde ve Reiki’ye benzer uygulamalarda sıkça rastlanan bir telkin de, istek ve dileklerin “evrene” veya “enerji alanına” sunulmasıdır. Meditasyonlar esnasında ya da Reiki seanslarında, kişi ihtiyaçlarını sanki bir duaya benzer biçimde evrene iletmeye teşvik edilir. Bu yaklaşım, yukarıda belirtildiği üzere, dua kavramının saptırılmasıdır. Allah’a edilmesi gereken yakarışların muhatabı olarak “evren” gibi şuursuz bir bütünü koymak, aslında Allah’ı devreden çıkarıp doğaya veya enerjiye ilahlık isnat etmektir. Bazı Reiki uygulayıcıları, meditasyon sırasında evrenden istekte bulunmanın, İslam’daki dua etmeye benzediği iddiasında bulunmaktadır. Yani insanlar farkında olmadan “âlemlerin Rabbi”ne değil, âlemlerin kendisine arzuhal sunar hale getirilmektedir. Bu ise şirkin modern ve sinsi bir türevidir. Bazı enerji uygulayıcıları, dileklerini “evrensel enerji”ye ilettiklerinde bir karşılık alacaklarına içtenlikle inanmaktadır. Oysa evren dediğimiz mahlukatın bütünü, Allah’ın kudreti altında aciz bir yaratımdır; işitme, cevap verme gibi fiiller ancak diri ve irade sahibi bir Zât’a ait olabilir ki bu da yalnız Allah’tır. Kur’an’da, putperestlerin Allah’tan başka yalvardıkları varlıklar için “Onlara dua etseniz duanızı işitemezler, işitseler bile karşılık veremezler” buyurulur (Fatır 35:14). Evrenden medet ummak da böyle sonuçsuz bir çabadır, dahası Allah’la kul arasındaki doğrudan bağı inkâr eden bir niyettir. Bu sebeple, Reiki felsefesinde telkin edilen “evrenle konuşma”, “enerjiye niyet gönderme” pratikleri İslam akidesine tamamen aykırıdır ve şirk kapsamında değerlendirilir. Müslüman, ihtiyacını yalnız Rabbine arz eder; cansız kâinattan ya da nötr bir güç alanından medet ummaz.
Yukarıdaki örneklerin tümü, özünde tevhit inancının zedelenmesine yol açan hususlardır. Kimi zaman Reiki eğitmenleri, “Bu sadece bir teknik, niyetimiz Allah’a; enerjiyi veren de O” diyerek kendilerini savunmaya çalışabilir. Fakat pratikte kullanılan semboller, ritüeller ve söylemler, Allah’ın kudretini görünmez bir yaşam enerjisine veya ruhani varlıklara pay etme anlayışını taşımaktadır. İslam, kalpteki gizli şirk eğilimlerine karşı mü’minleri sürekli uyarmıştır. En ufak bir şifa veya güç gösterisinin, doğrudan doğruya Allah’tan bilinmesi esastır. Peygamber Efendimiz (sav) sıkıntılı anlarında “Ey hayy ve kayyûm olan Allah’ım, rahmetinle imdadımı dile!” diye dua etmeyi öğreterek (Tirmizî, Deavât 15), her türlü yardım talebinin İlâhi rahmete yönelmesi gerektiğini vurgulamıştır. Reiki ise insana “imdadı başka kaynaklardan da bulabilirsin” mesajı vermektedir ki, bu açıdan son derece sakıncalıdır.
Reiki’de Bid‘at ve Dinin Saptırılması
Bid’at, dinî kaynaklarda yeri olmayan, sonradan ihdas edilmiş inanç veya ibadet uygulamaları anlamına gelir. Reiki gibi alternatif spiritüel uygulamalar, orijininde doğu dinlerine ait oldukları halde, Müslüman toplumlarda yaygınlaşırken sıkça İslamî kavramlarla harmanlanmaya, bu yolla meşruiyet kazanmaya çalışılır. Bu da birçok bid’at ve tahrif edilmiş dinî söylemin ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Aşağıda Reiki bağlamında görülen bid’at ve dinî çarpıtma örneklerini ele alıyoruz:
İslam Kisvesi Altında Reiki:
“İslami Reiki” iddiası (Bid‘at/Tahrif):
Bazı Reiki eğitmenleri, Müslüman danışanlara hitap edebilmek için Reiki kavramlarını tasavvufî veya Kur’ânî terimlerle süsleyerek sunmaktadır. Örneğin kendini “İslami Reiki yapıyorum” diye tanıtan uygulayıcılar ortaya çıkmıştır. Bu kişiler, Reiki’de bahsi geçen ruhsal düzlemleri İslam’da varmış gibi göstermek için uydurma tabirler kullanır. Bir kitapta “Âlem-i Rahamut” gibi bir kavram geçmekte, yazar bunun ne anlama geldiğini sorunca iddia sahibi tatmin edici bir cevap verememektedir[17]. Muhtemelen “Rahmet Âlemi” gibi kulağa dini kavramı andıran ifadelerle Reiki’nin mistik deneyimleri örtüşdürülmeye çalışılmıştır. Hakikatte ne Kur’an’da ne sahih hadislerde böyle bir kavram veya Reiki’yi çağrıştıran bir öğreti mevcut değildir. Bu tür yakıştırmalar, tasavvufta geçen bazı mecazi hallerin istismar edilmesinden ibarettir. Kişi hem Reiki ustası olup hem de İslam’ın hakikatlerine vakıf görünebilmek için, iki ayrı inanç sistemini zoraki birleştirme çabasına girer. Bu ise din adına büyük bir tahriftir. İslam, kendi bütünlüğü içinde mükemmeldir ve son din olarak tamamlanmıştır (Maide 5:3). Sonradan ortaya çıkan hiçbir mistik akım veya enerji öğretisine İslam’da ihtiyaç yoktur; bunları “din” kisvesiyle sunmaya çalışmak bid’attir. Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur: “Kim bizim dinimizde olmayan bir şeyi ortaya çıkarırsa, o (iş) reddedilmiştir.” (Buhârî, Sulh 5; Müslim, Akdıyye 17). Reiki’yi İslami terimlerle paketleyip bir nevi yeni bir ibadet tarzı sunmak tam da bu hadisteki uyarıya girer – dinimize aslında ait olmayan bir şey eklenmiş olur ve makbul olmaz.
Reiki Ritüellerini İbadetlere Benzetmek:
Bazı Reiki uygulamaları, şekil olarak İslami ibadetlere benzetilerek sunuluyor. Mesela Reiki seanslarından sonra elleri, kolları yıkamak suretiyle “enerji geçişlerinde denge sağlandığı” iddia edilmekte ve bu eylem açıkça abdest almaya benzetilmektedir. Yine seans sırasındaki bazı el pozisyonları veya duruşlar, namazdaki hareketlere kıyaslanarak sanki bir tür alternatif ibadet yapılıyormuş izlenimi verilir. Hatta Reiki uygulamasını bir manevi arınma yolu gören bazı kişiler, zamanla namaz gibi farz ibadetleri terk edip “asıl olan şeklen ibadet değil, enerjiyle ruhen ibadet” gibi söylemlere saplanmaktadır. Kimileri Reiki veya yoga seanslarını “nur enerjisine uyumlanma, fenafillah mertebesine çıkma” şeklinde adlandırıp şeriatın zahirî yükümlülüklerinden kendini muaf görme cüreti göstermektedir. Örneğin bu saplantıya düşen bazı kişiler başörtüsü takmayı bırakmakta, “önemli olan kalp temizliği, namaz şekilsel değil ruhsaldır” diyerek dini vecibeleri ihmal etmektedir. Bütün bunlar, Reiki ve türevi uygulamaların İslam’ın ibadet sistemine alternatif bir mistik düzen gibi sunulmasından kaynaklanır. Halbuki İslam’a göre ibadetlerin şekli ve şartları vahiy ile belirlenmiştir; kimsenin bunları değiştirip “daha spiritüel” bir yöntem getirmeye hakkı yoktur. Dinin emirlerini yoga, meditasyon, Reiki gibi pratiklerle ikame etmeye çalışmak açık bir bid’at ve sapmadır. Allah Resûlü (sav), “Her bid’at dalalettir, her dalalet (sapma) de ateştedir.” (Nesâî, Îdeyn 22) buyurarak dinde yapılacak her türlü değişikliğin kişiyi felakete götüreceğini beyan etmiştir. Yeni Çağ akımları adım adım insanların manevi ihtiyaçlarını karşılayacak yeni bir din anlayışı inşa etmektedir. Reiki’nin ibadet benzeri ritüelleri, zikir yerine geçen meditasyonları, abdest yerine geçen yıkanma işlemleri – bütün bunlar sanki İslam’ın alternatifi yeni bir dini düzen kuruluyormuş izlenimi verir. Bir Müslüman’ın böyle bir şeye tevessül etmesi, kendi dininin mükemmelliğini inkâr edercesine, son derece tehlikelidir.
Kur’an Ve Esmaü’l-Hüsna’nın Suistimali:
Reiki uygulayıcılarının bazısı, İslami kavramları kendi sistemlerine yamamak için yanlış kullanımlar yapar. Örneğin bir enerji şifacısı, Allah’ın El-Vâsi‘ ismini belirli sayılarda zikrederek uzun, sağlıklı bir ömür ve bolluk bereket elde edileceğini iddia etmiştir. Ancak bu iddia, beraberinde tuhaf ezoterik bilgilerle sunulmaktadır: “137 kere El-Vasi okuyun, rengi beyaz, hizmet meleği Cebrail, madeni gümüş, burcu Yengeç, notası Si” gibi İslam inancıyla uyuşmayan detaylar verilmiştir. Görüldüğü üzere burada Allah’ın bir ismi, astroloji ve uğur inançlarıyla karıştırılarak adeta büyü formülü gibi takdim edilmiş. Bu kesinlikle ne Kur’an’da ne hadislerde yeri olan bir uygulamadır; düpedüz hurafe kokan bir bid’attir. Yine aynı şekilde, Reiki ile uğraşan bazı kişiler 15 ayrı meleğe kendi uydurdukları görevler atfederek (“Şu meleğe şifa, öbürüne bolluk, berikine kayıp eşyayı bulma görevi” gibi) bir nevi yeni bir melek inancı oluşturmuştur. Bu sayılanların hiçbirisi İslam kaynaklarında bulunmaz; bilakis meleklerle ilgili böyle keyfî tasarruflar, Yahudi ve Hıristiyan kültürlerinden devşirme batıl inançlardır. Uygulayıcı, “Tanrı” ve “Allah” isimlerini bir arada kullanarak Müslüman takipçilerin konuya yabancılaşmasını önlemeye çalışmakta, böylece onları da bu gayri İslami ritüellere katmayı hedeflemektedir. Tüm bu örnekler, dinî kavramların özünden kopartılıp büyü ve pagan inanışlarıyla karıştırılmasının tezahürüdür. İslam’da Allah’ın isimleri hürmet edilip havas (gizli güç) atfedilmeden zikredilir; meleklerin görevleri ise vahiy ile sabittir (örneğin Cebrâil vahiy meleği, Mikâil tabiat olayları meleği vs.). Bunların ötesinde keyfî sınıflandırmalar yapmak ve ilahi isimleri fal-büyü malzemesi gibi kullanmak büyük vebaldir. Ne yazık ki Reiki ve benzeri “enerji” akımlarında bu tür mistik sentezler çok yaygındır. İnsanlar, içinde biraz Kur’an’dan biraz ezoterizmden harmanlanmış bu uygulamaları gördüklerinde, farkına varmadan hurafe ve bid’at bataklığına çekilebilmektedir. Müminlere düşen ise dinini sağlam kaynaklardan öğrenmek, sonradan türetilen bu tarz karışımlara itibar etmemektir.
Yukarıda sayılanlar, Reiki’nin Müslümanlar arasında yaygınlaşırken nasıl dinî muhtevayı çarpıtarak kendine meşruiyet devşirmeye çalıştığını göstermektedir. Bir yandan “Reiki bilimsel bir tekniktir” denirken, diğer yandan açıktan veya gizlice dinî semboller kullanılmakta, zikir ve dua ritüelleri taklit edilmekte ve böylece insanların kafasında “Demek ki Reiki’nin İslam’a aykırı bir yönü yokmuş” algısı oluşturulmaktadır. Hâlbuki tam tersine, bu durum İslam’ın öz değerlerinin suistimal edilmesidir. Müslümanları şirk ve hurafeye düşürecek uygulamaların, birkaç ayet veya esma zikredilerek temize çıkması mümkün değildir. İmam Malik’in güzel bir sözü vardır: “Sonraki ümmetlerin sonunu ancak ilk neslin (sahabenin) düzelmiş olduğu şey düzeltir.” Yani Sahabe ve tabiin döneminde olmayan, dine sonradan sokulan her yenilik aslında bozulmadır. Reiki de modern çağın bir maneviyat arayışı olarak ortaya çıkmış olabilir; ancak dinde zaten mevcut olan şifa ve manevi arınma yollarını bırakıp bunu ikame etmeye kalkmak düzelme değil bozulmadır. Neticede Reiki, alternatif bir ibadet ve inanç sistemi haline getirilmeye çalışıldığında, İslam akidesini bozan bir bid’at ve hurafeler manzumesine dönüşmektedir.
Reiki’de Hurafe ve Bâtıl İnançlar
Reiki’nin teorisi ve pratiği incelendiğinde, ilmî dayanağı olmayan veya İslam’ın temel inançlarına ters düşen pek çok iddia barındırdığı görülür. Bunların bir kısmı yukarıda zikredilen şirk ve bid’at kapsamındaki inanışlarla örtüşse de, ayrıca vurgulanması gereken hurafe (boş inanç) ve bâtıl inanç unsurları da mevcuttur. Hurafe genellikle akla ve nakle uymayan, temelsiz inançlar için kullanılır; bâtıl inanç ise genel manada hakikate aykırı, dinin reddettiği inanç demektir. Reiki literatüründe aşağıdaki gibi hurafe ve bâtıl unsurlar tespit edilebilir:
Reiki’nin Menşei Hakkında Mitolojik İddialar:
Reiki öğretilerini tanıtan bazı kaynaklar, bu enerjinin kökenini esrarengiz efsanelere dayandırır. Örneğin bir Reiki ustası, Reiki bilgisinin dünya dışı bir kaynaktan geldiğini, çok kollu tanrı ve tanrıçaların bulunduğu bir gezegenden dünyamıza aktarıldığını öne sürmüştür. Hatta bugünkü Hint geleneğinde tanıdığımız Şiva’nın, eski çağda dişi bir tanrıça iken Reiki’yi dünyaya getirdiği gibi akıl almaz hikâyeler anlatılır. Başka bir iddiaya göre ise kadim Mu kıtasının çocukları Reiki’yi ilkokul çağında öğrenir, kıta batarken bu bilgiyi Atlantis’e ve Mısır’a taşır, böylece Reiki asla kaybolmamıştır. Görüldüğü üzere tamamen hayal ürünü ve pagan unsurlarla dolu bir menkıbe oluşturulmuştur. İslam inancı açısından bakıldığında, bu anlatımlar şirk kokan hurafelerdir. Bir yandan tek Tanrı inancına aykırı çoklu tanrıça figürleri, öte yandan tarihi olmayan efsanevi kıtalar... Bunlara inanmak, bir Müslümanın tevhit akidesini zedelediği gibi, aklını da hurafelerle doldurur. Kaldı ki bu iddiaların hiçbir bilimsel veya tarihi kanıtı da yoktur; Reiki’yi mistik bir çekicilik katmak için uydurulmuş masallardır. Müslüman bir zihin, böyle temelsiz menşe hikâyelerine itibar etmemelidir. Kur’an, atalarının hurafelerine körü körüne inananları kınar ve her şeyi sağlam delile dayandırmayı öğütler (Bakara 2:170). Reiki’nin içindeki bu mitolojik öğeler, onun hakikatten uzak bir fantezi olduğunu gösterir.
Reenkarnasyon İnancı:
Reikiyle uğraşan çevrelerde yaygın olarak benimsenen bir diğer inanç, reenkarnasyon yani ruh göçüdür. Reiki uygulayıcılarının bir kısmı, seanslar sırasında “geçmiş yaşamlar” ile ilgili görüntüler gördüklerini, kişinin sıkıntılarının önceki hayat karmasından kaynaklandığını iddia eder. Hatta ileri düzey bazı şifacılar, ahiret hayatını inkâr edip reenkarnasyonu gerçek kabul ettiklerini açıkça dile getirmişlerdir. Neden böyle bir sapmaya ihtiyaç duyuluyor? Çünkü Reiki ve benzeri New Age akımlar, Hint dinlerinin (Hinduizm, Budizm) etkisi altındadır; bu dinlerin ortak paydalarından biri de reenkarnasyondur. “Ölümden sonra tekrar dünyaya gelmek” fikri, ahiret inancının yerini almakta ve dolayısıyla hesap günü, cennet-cehennem kavramları da göz ardı edilmektedir. İslam’a göre ise reenkarnasyon kesin olarak reddedilir. Kur’an, her insanın sadece bir kez dünya hayatına geleceğini, öldükten sonra kıyamete dek berzah âleminde kalacağını ve sonra ahirette diriltileceğini öğretir. Ölen bir kimsenin ruhunun tekrar başka bir bedende dünyaya dönmesi söz konusu değildir. “Onlardan birine ölüm gelince der ki: Rabbim beni geri gönder, ta ki terk ettiğim dünyada salih bir amelde bulunayım.” Fakat Allah şöyle buyurur: “Hayır! Bu sadece onun söylediği bir laftan ibarettir. Onların önünde, dirilecekleri güne kadar bir berzah (perde) vardır.” (Mü’minun 23:99-100). Bu ayet, ölümden sonra dünyaya dönüş olmayacağını açıkça ortaya koyar. Dolayısıyla reenkarnasyona inanmak, ahiret akidesini inkâr etmek demektir. Reiki yapan bazı kişiler başlangıçta sadece enerji transferiyle ilgilenirken, zamanla bu tür felsefi yönelimlere kapılıp din değiştirecek noktaya gelmektedir. Hatta kimi şifa uygulayıcılarının Şamanizm veya Budizm’e geçtiği, çünkü İslami çerçevede kalarak öğretilerini sürdüremedikleri görülmektedir. Bütün bunlar, reenkarnasyon gibi batıl inançların Müslümanların zihinlerine sızmasının ne kadar tehlikeli olduğuna işaret eder. Ahireti inkâr eden bir anlayış, imanın altı şartından birini yıkmış olur ki, bu da kişiyi dinden çıkaracak bir sapmadır. Reiki ile uğraşanlar, “enerji şifası” peşinde koşarken ahiretini tehlikeye attıklarını fark etmelidir.
Aura, Çakra ve Enerji Merkezleri Doktrini:
Reiki’de ve çoğu enerji terapisi öğretilerinde, insanda gözle görülmez enerji bedenleri olduğu, yedi temel çakranın vücuda hükmettiği, hastalıkların bu çakralardaki enerji tıkanmalarından doğduğu anlatılır. Yine “auranız kirlenmiş, enerjiniz düşük” gibi modern mitler sıkça dile getirilir. Bu kavramlar, doğu felsefelerinin bir parçası olup bilimsel anlamda doğrulanmış şeyler değildir (aşağıda bilimsel kısımda değineceğiz). İslam açısından bakarsak, çakra-aura inancı ne bir vahiy bilgisidir ne de zorunlu olarak kabul edilmesi gereken bir hakikat. Kişi, sağlık ararken elbette maddi sebeplerin ötesinde psikolojik-manevi yönünü de ele alabilir; fakat “kalp rahatsızlığın üçüncü çakranda blokaj var” gibi gerçeklikten kopuk iddialar hurafe sınırına girer. Nitekim bazı Reiki seanslarında danışanlara bilim dışı “teşhisler” konduğu, mesela elinde bir sarkaç veya çubuk gezdiren uygulayıcının “sende potasyum eksiği var, şimdi uzaktan sana potasyum yüklüyorum” dediği bile vakidir. Danışanın “kablosuz mu oluyor bu iş?” şaşkınlığına karşılık, uygulayıcı “senin kuantum fiziğinden haberin yok galiba” diyerek sözde bilimsel bir gerekçeyle hurafesini savunmuştur. Bu anekdot, Reiki adı altında aslında ne denli akıl dışı söylemlerin insanlarca benimsendiğine güzel bir örnektir. İslam inancında şifa arayışı meşrudur fakat hurafelere kapılmak haramdır. Efendimiz (sav), cahiliye döneminden kalan uğursuzluk ve bâtıl inançları giderirken “Tıyara (uğursuz sayma, batıl inanış) yoktur” (Buhârî, Tıb 43) buyurmuştur. Yani bir şeyin uğur veya uğursuzluk getirdiğine inanmak, sebepsiz bazı güçler isnat etmek yanlıştır. Reiki’deki çakra-enerji anlayışı da eğer kişiyi İlahi kudreti göz ardı etmeye, her şeyi mistik enerji formülleriyle açıklamaya götürürse, bu bir nevi tılsım-uyarı (büyü) inancına dönüşür. Allah’ın izni ve takdiri olmadan, sırf “enerji temizliği” yaparak kaderi değiştirebileceğini, her derde deva bulabileceğini sanmak, bir mümine yakışmaz. Bu gibi inanışlar, kişiyi duadan, Allah’a sığınmaktan uzaklaştıran oyalanmalardır.
Şeytana Açık Kapılar: Ritüeller Ve Trans Halleri:
Reiki inisiyasyonları ve seansları sırasında bazı kişiler renkli vizyonlar görmek, bedeninden çıkma hissi, “kozmik bilinçle bir olma” deneyimi gibi durumlar yaşadıklarını bildirir. Uygulayıcılar bunu manevî uyanış veya frekans yükselmesi gibi kavramlarla açıklar. Oysa Kur’an ve sahih kaynaklar, böyle transandantal deneyimlerin hakikatte tehlikeli olabileceğine işaret eder. Zira insan, koruyucu zikirlerden uzak bir halde meditatif transa geçtiğinde, şeytanî güçlerin vesveselerine ve oyunlarına açık hale gelebilir. Nitekim enerji pratikleriyle uğraşan bazı kimselerin akıl ve ruh sağlığı sorunları yaşadığı, hayat dengesini yitirdiği biliniyor. Özellikle “içini boşaltma, zihni sıfırlama” şeklinde tavsiye edilen derin meditasyonlar, insanda manevi boşluk doğurup onu sahte maneviyatlara savurabilir. Tasavvuf kökenli psikolog Mustafa Merter’in meditasyon tecrübelerine dair itirafı ibretliktir: Yıllarca Zen meditasyonu yaptıktan sonra içinde farkına varmadan bir manevi ego oluştuğunu, kendini “ışık saçan ermiş” sanmaya başladığını, halbuki bu halin altında gizli bir kibir yattığını dile getirmiştir. Bu gösteriyor ki, İslami terbiye olmadan yapılan alternatif ruhsal pratikler kişiyi nefsinin tuzağına da düşürebilir. Reiki’de de benzer şekilde, kişi “şifacı” rolüne bürünüp insanüstü güçleri olduğuna inanmaya başlar, etrafından ilgi ve hayranlık toplar. Böylece enaniyet kabarır ve farkında olmadan şeytanın ekmeğine yağ sürülür. İslam bize her durumda mütevazı olmayı, olağanüstü bir hal yaşansa bile bunun Allah’tan bir imtihan olabileceğini söyler. Fakat Reiki felsefesi, insanı kendi kendine yükseliş vaadiyle (nirvana, yükselen bilinç vb.) doldurur ki bu da ilahi vahye dayalı sahih maneviyat anlayışından sapmadır. Kısacası, Reiki’nin ruhsal deneyim vaatleri ve onlara yüklenen anlamlar da İslam’ın ruhuyla bağdaşmaz ve çoğu aldatıcıdır.
Yukarıda ele aldığımız hurafe ve bâtıl inanışlar, Reiki uygulamalarının arka planındaki inanç yapı taşlarını oluşturmaktadır. Bu öğreti, bir yandan modern bilim terminolojisi kullanarak kendini rasyonel gösterirken, öte yandan temelinde eski pagan inanışları, doğu mistisizmi ve okült öğretiler barındırır. Bu sentez, iman zafiyeti olan kimseleri kolayca etkisi altına alabilir. Özellikle günümüzde bazı kimseler, dinî öğretileri “çağdışı hurafe” sayıp Reiki gibi alternatiflere yönelirken, aslında gerçek hurafeye kapıldıklarının farkında değiller. İslam ise insanları bu tür batıl düşüncelerden kurtarmak için gelmiş bir dindir. Kur’an, “Hak geldi, batıl zail oldu. Zaten batıl yok olmaya mahkûmdur.” (İsra 17:81) buyurarak hakikat ölçüsünü ortaya koymuştur. Reiki gibi sistemler, nice cafcaflı iddialar taşısa da, semavi dinlerin hakikat süzgecinden geçemeyen unsurlar içerir ve sonuçta batılın ta kendisi olmaktan kurtulamaz. Mü’minler olarak bizim ölçümüz, iman esaslarımıza aykırı her türlü inanışı reddetmek ve hurafelerden uzak durmaktır.
Bilimsel Açıdan Reiki’nin Problemleri
Şimdiye kadar Reiki’yi daha çok inanç boyutuyla ele aldık. Konunun bir de bilimsel doğruluk boyutu vardır ki, bu da oldukça dikkat çekicidir. Reiki savunucuları sık sık “modern tıp da enerjiyi kabul ediyor, kuantum fiziği Reiki’yi açıklıyor” gibi söylemler ortaya atarlar. Peki gerçekte bilim camiası Reiki hakkında ne diyor? Mevcut bilimsel bulgular, Reiki’nin iddialarını desteklemiyor. Özetle:
Kanıta Dayalı Tıpta Yeri Yok:
Şu ana dek Reiki üzerine yapılan klinik çalışmaların çoğu metodoloji açısından zayıf ve tutarsız sonuçludur. Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü’ne bağlı Tamamlayıcı Sağlık Merkezi (NCCIH), “Reiki’nin herhangi bir sağlık problemi üzerine etkili olduğunu açıkça gösteren bir kanıt yoktur” demektedir.[1] Ağrı, anksiyete, depresyon gibi alanlarda incelenmiş ancak plasebo etkisinden öte tutarlı fayda gözlemlenmemiştir. Düzenli tıp eğitiminde Reiki veya benzeri “enerji şifa” teknikleri öğretilmez; hastanelerde uygulanması da çok sınırlıdır ve genellikle gönüllü uygulamalar şeklindedir. Reiki, bilim dünyasında kabul görmüş bir tedavi yöntemi değildir.
“Yaşam Enerjisi” Ölçülemedi:
Reiki’nin temel dayanağı olan evrensel yaşam enerjisi (Ki) kavramı, bilimsel olarak tanımlanamamıştır. Şimdiye kadar yapılan hiçbir fiziksel ölçüm, vücutta Reiki sırasında aktığı iddia edilen özel bir enerjiyi tespit edememiştir.[2] Fizik bilimlerine göre enerji, ölçülebilir bir niceliktir; eğer bedenimizden eller yoluyla akan bir enerji varsa bunun birimi, frekansı vb. belirlenebilmelidir. Oysa Reiki’de bahsedilen enerji, ne elektrik ne manyetik ne de başka bilinen bir kuvvet alanına denk gelmiyor. Bir fizikçi gözüyle bakılırsa, mevcut cihazlarla saptanamayan bir enerji ya yoktur, ya da maddeyle etkileşime girmiyordur; öyleyse insan bedenini iyileştirmesi de mümkün görünmez. Reiki ustalarının “ruhsal enerji” dedikleri şeyi bilimsel kavramlarla açıklamaya çalışmaları (kuantum, frekans, titreşim vb. terimleri gelişigüzel kullanmaları) bilim çevrelerince alay konusu olmaktadır. Zira ortada gerçekten bir enerji transferi varsa, bunu ispatlamak için bilimsel yöntemler kullanılabilir; fakat bugüne dek tek bir Reiki ustası bile laboratuvar şartlarında enerjisini ölçtürebilmiş değildir. Bu nedenle “Reiki bilimseldir” iddiası temelsiz kalmaktadır.
Plasebo Etkisi Ve Öznel İyileşmeler:
Reiki seanslarına katılan bazı kişiler gerçekten rahatlama, ağrıda azalma veya psikolojik iyi oluş bildirebilir. Ancak bu tür sonuçlar, plasebo etkisi veya seans esnasındaki gevşeme, dokunulma, ilgi görme gibi faktörlerin doğal sonucudur. Nitekim 1998’de 9 yaşındaki Emily Rosa adlı bir kızın JAMA dergisinde yayımlanan deneyinde, yıllardır Reiki yapan ustaların, gözleri kapalıyken ellerinin altındaki kişinin “enerji alanını” hissedip hissedemedikleri test edilmiş ve sonuç tamamen şansa bağlı tahminden farksız çıkmıştır. Yani Reiki ustaları, bırakın insanları iyileştirmeyi, enerji akışını duyumsama iddialarında bile başarılı olamamıştır. Bu deney ve benzerleri, Reiki’nin ancak hastanın inanmasına bağlı olarak etkili göründüğünü, aslında herhangi bir nesnel gücünün olmadığını göstermektedir. Bir başka deyişle, Reiki yaptıran kişi buna inandığı ve rahatladığı için kendini daha iyi hissedebilir; fakat bu iyilik hali, enerji transferinden değil kendi psikolojisinden kaynaklanır. Bu durum tıp literatüründe plasebo olarak bilinir ve sahte tedavilerde bile görülebilir.
Yanlış Yönlendirme Riski:
Reiki doğrudan zararlı fiziki bir müdahale olmasa da, hastaları oyalama ve tıbbi tedaviden uzak tutma riski barındırır. Ciddi bir sağlık sorunu yaşayan kimse, Reiki’ye bel bağlayıp doktora gitmeyi ihmal ederse, hastalığı ilerleyebilir. Maalesef, Reiki’yi her derde deva sunan bazı şifacılar, kanserden kronik ağrılara kadar her konuda Reiki’yi önerip modern tıbbı küçümseyebilmektedir. Yukarıda zikredilen Reiki ustası Stein’e’nin iddiası hatırlanabilir: “Reiki her seferinde mucizevi sonuçlar veriyorsa, o halde tüm hastaneleri kapatıp tıp fakültelerinde sadece Reiki okutmalıyız” diyerek aslında kendi iddiasının abesliğini ortaya koymuştu. Elbette ki bu ifadede bir ironi vardır; zira gerçek dünyada hastaneler Reiki ile değil, modern tıbbın yöntemleriyle şifa dağıtmaktadır. Dolayısıyla, Reiki’yi mucizevi bir tedavi sanmak ve tıbbı ikinci plana atmak büyük bir hatadır. İslam da tedavi konusunda dengeli bir yaklaşım sunar: Peygamber Efendimiz (sav), “Ey Allah’ın kulları, tedavi olun. Zira Allah, yarattığı her hastalık için şifasını da yaratmıştır.” (Ebû Dâvud, Tıb 11) buyurarak müminlere hastalandıklarında çare aramalarını tavsiye etmiştir. Ancak çarenin helal ve meşru yollardan aranması gerekir. Büyü, sihir, hurafevî uygulamalarla şifa aramak dinen yasaktır (Ebû Dâvud, Tıb 23). İşte Reiki, bu noktada hem meşru olmayışıyla hem de tıbbi güvenilirliğinin bulunmayışıyla, Müslümanların uzak durması gereken bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır.
Özetle, Reiki ne “çağdaş bilimsel bir buluş”tur ne de etkili bir tedavi metodu… Aksine, bilim çevrelerince psödobilim (sözde bilim) kategorisinde değerlendirilen, deney ve gözleme dayalı kanıt sunamayan bir inanç-temelli pratiktir. Bugün Reiki’nin işe yaradığını savunan makaleler, daha çok düşük kaliteli dergilerde yayımlanmış, objektiflikten uzak çalışmalardır. Bu yönüyle Reiki, geçmiş çağlardaki şarlatanlık yöntemlerinin modern bir versiyonu olarak da görülebilir. Elbette, Reiki seansında kişi stres atabilir, meditasyonla bir nefes alabilir; ancak bunu mistik bir enerji tedavisi olarak lanse etmek hatalıdır. Müslümanlar, akıl ve nakil süzgecini birlikte kullanarak, ne tamamen maddeci bir körlük içinde olmalı ne de her esen yeni rüzgâra kapılmamalıdır. Allah’ın bize bahşettiği akıl nimeti ve gönderdiği hakikat rehberliği (Kur’an ve Sünnet), şifa arayışında da yol göstericimiz olmalıdır.
Sonuç
Bu makalede Reiki uygulamalarını İslamî perspektiften kapsamlı biçimde inceledik. Reiki’nin içeriğinde yer alan birçok kavram ve pratiğin, İslam inanç esaslarına ve öğretilerine ters düştüğünü somut örneklerle ortaya koyduk. Şirk, bid’at, hurafe ve bâtıl inanç kategorilerinde değerlendirdiğimiz bu unsurlar özetle şunlardır: Reiki’de şifa gücünün Allah’tan başkalarına (enerjiye, sembole, meleklere) atfedilmesi, melekler veya ruhani varlıklar aracılığıyla gaybî yardımlar beklenmesi, İslam’da olmayan yeni ritüeller ve “İslami Reiki” gibi yaklaşımlarla dinin tahrif edilmesi, reenkarnasyon gibi akideyi bozan inançların benimsenmesi, astroloji ve tılsımvari uygulamaların kullanılması… Bütün bunlar, bir Müslümanın inancını tehlikeye atabilecek büyük sapmalardır.
Reiki’yi cazip gösteren, modern insanın maneviyat arayışına cevap veriyor oluşudur. Ne var ki bu cevap, yanlış bir adres olma potansiyeli taşıyor. Ruhen tatmin arayan kimseler, eğer sağlam dini bilgiye sahip değillerse, Reiki’nin mistik söylemlerine kolayca kanabilirler. Oysa kalplerin şifası Kur’an’dadır (Yunus 10:57); ruhun huzuru Allah’ı zikretmektedir (Ra’d 13:28). Elleri bedene koyup enerji kanalize etmek, ruhlara ebedi şifa veremez; ancak Allah’ın izniyle gerçek şifa tecelli edebilir.
Unutulmamalıdır ki, şifayı yaratan Allah Teâlâ’dır. İnsan bir şeyler yapar, vesile olur ama sonuç her zaman O’nun takdirine bağlıdır. Reiki insana -farkında olmasa da- “şifa gücü sende veya evrende” telkininde bulunur ki bu, iman açısından çok riskli bir telkindir. Dahası, Reiki’nin iddiaları bilimsel olarak da doğrulanmadığı için, kişiyi hem inanç hem akıl noktasında zarara uğratır.
Sonuç olarak, Reiki ve benzeri enerji uygulamalarına karşı Müslümanlar uyanık olmalıdır. Eğer sağlık derdi varsa, meşru tıbbi yollara başvurmalı ve şifayı Allah’tan istemelidir. Manevi bir sıkıntısı varsa, Kur’an tilaveti, dua, zikir, namaz, tevbe gibi dinimizin meşru manevi terapilerine yönelmelidir. Şifa arayışında bid’at, hurafe ve şirke bulaşmaktan sakınmak, hem dünya hem ahiret selameti için elzemdir. İslam, şifa arayışını yasaklamaz; ancak her alanda olduğu gibi, bu alanda da inancımıza ters düşen yolları men eder. Reiki de bu men edilen yollardan biri olarak değerlendirilmelidir.
[1] https://www.nccih.nih.gov/health/reiki#:~:text=,play%20a%20role%20in%20Reiki
[2] https://www.psychologytoday.com/us/blog/your-brain-food/202006/reiki-nonsense#:~:text=sudden%20strong%20desires%20for%20sensual,scientific%20instruments%20will%20detect%20it