Eskiler, “Dede erik yer, torunun dişi kamaşır” derler. Bu söz, bir ailedeki davranışların ve yaşama biçimlerinin sonraki kuşaklara kadar uzanabilen etkilerine dikkat çeken anlamlı bir ifadedir. Çocuk ve ergenlerde yaşanan bazı problemlerin değerlendirilmesinde aile ortamı, anne-baba tutumları ve çocuğa sunulan örneklik önemli bir yer tutmaktadır.
Evlat, anne ve babadan yalnızca sözle değil, onların davranışlarını görerek de öğrenir. Bu nedenle çocukla ilgili bir sorun yaşandığında yalnızca çocuğa odaklanmak yerine anne ve babanın da kendi davranışlarını, birbirleriyle ilişkilerini ve çocuklarına sundukları örnekliği gözden geçirmelerini önemli buluyorum.
Benim yaklaşımımda bunun bir de dinî ve manevi boyutu bulunmaktadır. Anne ve babanın kendi hata ve ihmallerini gözden geçirmesi, kul hakkı bulunan hususları telafi etmesi, tevbe ve istiğfara yönelmesi ve yerine getirilmemiş dinî sorumluluklarını tamamlaması üzerinde durulmaktadır.
Bu süreçte bazı aileler, kendi tutumlarında ve aile içerisindeki ilişkilerde olumlu değişiklikler yaşadıklarını; bununla birlikte çocuklarıyla iletişimlerinin de daha dengeli hâle geldiğini ifade etmektedir. Buradaki amaç, çocukta yaşanan her problemi anne-babanın belirli bir davranışına bağlamak değil; aile bütünlüğü içerisinde manevi sorumlulukları da gözden geçirmektir.
Kültürümüzde ve dinî anlatı geleneğimizde bu hassasiyeti anlatan çeşitli kıssalar bulunmaktadır. Annenin başkasına ait bir meyveyi izinsiz almasıyla çocuğunun davranışı arasında ilişki kurulan anlatılar, kul hakkı ve ebeveyn örnekliği konusunda bir öğüt olarak aktarılmıştır. Benzer şekilde İmam-ı Âzam'ın babasına nispet edilen elma menkıbesi de başkasının hakkına karşı gösterilmesi gereken hassasiyeti anlatan meşhur örneklerden biridir.
Bu anlatıları tarihî olarak kesinliği kanıtlanmış hadiselerden ziyade, kul hakkı, aile ahlakı ve ebeveyn sorumluluğunu anlatan ibret örnekleri olarak değerlendirmek daha isabetlidir.
Çocuk ve ergenlerle ilgili manevi destek çalışmalarımda bu nedenle yalnızca çocuğa değil, aile ortamına ve anne-babanın kendi sorumluluklarına da bakıyorum. Amaç çocuğa bir hastalık teşhisi koymak veya bir hastalığı manevi yöntemlerle tedavi etmek değil; ailenin kendi dinî, ahlaki ve manevi sorumluluklarını gözden geçirmesine eşlik etmektir.
Sunulan hizmet dinî ve manevi destek kapsamındadır; çocuk ve ergen psikiyatrisi, psikoterapi, tıbbi teşhis veya tedavi niteliği taşımaz. Sağlıkla veya gelişimle ilgili sorunların değerlendirilmesi ilgili uzmanların alanıdır.
Evlat, anne ve babadan yalnızca sözle değil, onların davranışlarını görerek de öğrenir. Bu nedenle çocukla ilgili bir sorun yaşandığında yalnızca çocuğa odaklanmak yerine anne ve babanın da kendi davranışlarını, birbirleriyle ilişkilerini ve çocuklarına sundukları örnekliği gözden geçirmelerini önemli buluyorum.
Benim yaklaşımımda bunun bir de dinî ve manevi boyutu bulunmaktadır. Anne ve babanın kendi hata ve ihmallerini gözden geçirmesi, kul hakkı bulunan hususları telafi etmesi, tevbe ve istiğfara yönelmesi ve yerine getirilmemiş dinî sorumluluklarını tamamlaması üzerinde durulmaktadır.
Bu süreçte bazı aileler, kendi tutumlarında ve aile içerisindeki ilişkilerde olumlu değişiklikler yaşadıklarını; bununla birlikte çocuklarıyla iletişimlerinin de daha dengeli hâle geldiğini ifade etmektedir. Buradaki amaç, çocukta yaşanan her problemi anne-babanın belirli bir davranışına bağlamak değil; aile bütünlüğü içerisinde manevi sorumlulukları da gözden geçirmektir.
Kültürümüzde ve dinî anlatı geleneğimizde bu hassasiyeti anlatan çeşitli kıssalar bulunmaktadır. Annenin başkasına ait bir meyveyi izinsiz almasıyla çocuğunun davranışı arasında ilişki kurulan anlatılar, kul hakkı ve ebeveyn örnekliği konusunda bir öğüt olarak aktarılmıştır. Benzer şekilde İmam-ı Âzam'ın babasına nispet edilen elma menkıbesi de başkasının hakkına karşı gösterilmesi gereken hassasiyeti anlatan meşhur örneklerden biridir.
Bu anlatıları tarihî olarak kesinliği kanıtlanmış hadiselerden ziyade, kul hakkı, aile ahlakı ve ebeveyn sorumluluğunu anlatan ibret örnekleri olarak değerlendirmek daha isabetlidir.
Çocuk ve ergenlerle ilgili manevi destek çalışmalarımda bu nedenle yalnızca çocuğa değil, aile ortamına ve anne-babanın kendi sorumluluklarına da bakıyorum. Amaç çocuğa bir hastalık teşhisi koymak veya bir hastalığı manevi yöntemlerle tedavi etmek değil; ailenin kendi dinî, ahlaki ve manevi sorumluluklarını gözden geçirmesine eşlik etmektir.
Sunulan hizmet dinî ve manevi destek kapsamındadır; çocuk ve ergen psikiyatrisi, psikoterapi, tıbbi teşhis veya tedavi niteliği taşımaz. Sağlıkla veya gelişimle ilgili sorunların değerlendirilmesi ilgili uzmanların alanıdır.